EL ÇANTASIYLA SANAT GERDEĞİ

Dünyanın bir numaralı turistik destinasyonu Paris geçen yıl 47 milyon yabancı gezginin uğrağı olurken, örneğin Londra 35 milyon turist ağırladı. Gerek yüzölçümü gerekse nüfusu Paris’in beş katı olan İstanbul’a gelen turist sayısı ise iyi ki 12 milyon civarında kaldı!

Beton yığınlarının arasından insan sellerinin akıp araba nehirlerinin tıkadığı İstanbul’a bırakın 47’yi, 35 milyon turist geldiğini düşünebiliyor musunuz?

Ya gelenler tırlatır, ya da yerliler icaplarına bakar, her halükarda toprağı sıksan şehuda fışkırır, topyekun oynatırdık!
Paris, İstanbul ve hatta Londra’ya oranla miniminnacık bir kent, ancak yerüstü ve yeraltı düzenekleriyle örnek bir megapol. Dünyada kanalizasyon şebekesi bile turistik atraksiyon olup, kayıkla gezilebilen belki de tek şehir!

Mükemmel altyapısını ilgilenen bilir, ama gezginlerin gözünü alan asıl ziynetleri, her biri küresel simgeye dönüşmüş yerüstü yapılarıdır.

***

İşte bu simgelere yakın zamanda yeni bir mimari harikası eklendi ve kapısına, haramzade ellerde harem helalliği olarak taşınan o çoook pahalı çantaların üstündeki iki harf, devasa boyutlarda yazıldı: LV.

Lüks eşya sektöründe pek çok markayı bünyesinde toplayan LVMH, yani Louis Vuitton grubunun kurucu CEO’su Bernard Arnault, 30 milyar dolar civarındaki servetiyle dünyanın onuncu zengini. Özel merakı modern sanat ve tabii muazzam bir koleksiyon sahibi.

Raslantıya bakın ki, bizimkinin halkın parasıyla Ankara’daki Atatürk Orman Çiftliğini’ni tarümar ederek ortasına diktiği 1000 odalı saray ile Bernard Arnault’nun kendi parasıyla Paris’in İklimler Bahçesi’nin bitişiğine yaptırdığı Louis Vuiton Vakfı’nın açılışı, geçen yıl aynı günlerde yapıldı.

Bizimki, yaptırdığı sarayın halkın malı olduğunu, kendisinden sonraki cumhurbaşkanlarının da Türkiye’yi temsilen burada oturacağını söylerken, adeta Bernard Arnaud’nun söylemeyip yaptığını anlatıyordu…

***

LVMH’ın patronu Arnaud, dünyaca ünlü mimar Frank Gehry’ye inşa ettirdiği devasa sanat vakfının arsa ve işletme hakkını Paris belediyesinden sadece 20 yıllığına aldı. Bu sürenin sonunda tüm vakıf, paha biçilmez eserleri ve başlıbaşına sanat eseri olan binasıyla birlikte Fransa devletine, yani halkının mülkiyetine geçecek.

Bizimkinin 20 yıl daha sarayda kalmayı umduğunu düşünürseniz, yaptığı hesabın dünyanın onuncu zenginiyle aynı kapıya çıktığı, ama masrafların aynı cepten çıkmadığı söylenebilir.

Tabii arada sanata ilişkin bir yoksunlukla, düşkünlüğün farkı da olabilir.

Ama Paris’teki sanat tapınağı LV’nin her taşında, Ankara’daki sanatsız sarayda salınan her çanta, eşarp, saat ve daha bir çok zenginlik alametinin katkısı olduğu da unutulmamalıdır!

Gerçek zenginlik, parayı harcadıktan sonra geriye kalandır.
Anonim Bilge

‘G’ NOKTASI

Türkiye’de yıldızı parlayan az sayıdaki "Top Level" şirketlerden THY’nin yöneticisi, en üst düzeydeki aylık gelirini, yan imkanlarını, mevki ve itibarını bir yana bırakıyor; milletvekili adayı olmak icin gözünü kırpmadan istifa ediyor. Ne seyran bir samanlıktır ki bu vekillik, içinde bu denli rahat edilsin? Bizim niye kılımız kıpırdamıyor, neyin farkında değiliz, milletvekilliği ne vaad ediyor seçilene? Ne ganimeti var ki bu kadar peşinde koşuluyor, aklımızın almadığı nesi var bu makamın, millete hizmetten başka? Tanrı biliyor ki iktidardan ya da muhalefetten bir kişinin bile vatana hizmet etmek için aday olduğunu düşünmüyor, hiçbirini samimi bulmuyorum. Vekil olmak adına her yolun mübah sayılacağına kalıbımı basarım. Ne Kuran’ı tanırlar ne Anayasayı. Ne zaman ki Küba’daki gibi milletvekilleri maaş almayı reddederler, makam araçlarından inerler, vekil olmadan önceki ve sonraki mal varlıklarında bir fark yoktur, o zaman vazifeye koşanlara itimat ederim.

Kıvanç TATLICIOĞLU
Elektrik-Elektronik Mühendisi