OLMAZSA OLMAZLAR

Hayat nasıl güzel bir hale gelir?.. Geleceğin aydınlıklarla dolu olması nelere bağlıdır?.. Gerçek anlamda mutluluk ve huzur ortamı nasıl sağlanır?.. İnsan bazen bu tip soruları soruyor kendi kendine. Doğru cevapları bulabilmek de sade ve sadece bir insan olduğunu hatırlamaktan geçiyor. Yani öyle oturup da bir sürü araştırma yapmaya şuna buna gerek yok. Sadece bir insan olarak hissedebilmek ve düşünebilmek yetiyor.

***

Dolayısıyla ulaşacağınız ilk cevap sevgi oluyor. Kalbinde ve ruhunda sevgiye yer vermeyen bir toplumun güzel bir hayata sahip olmasını bekleyemezsiniz. Sevgi yerine bünyesine nefreti ve kini sonuna kadar doldurmuş bir toplumun yaptığı ve yapacağı işlerden, olumlu neticeler çıkacağı beklentisine giremezsiniz. Sevgiden yoksun aile ortamında büyüyen nice çocuğun aklen ve ruhen sağlıklı bir toplum oluşturacağı yanılgısına düşemezsiniz. Hocasına, öğrencisine, komşusuna, en yakın dostum dediği insana bile içindeki binbir türlü pislikle bakanların, kendi milletini ve halkını sevebileceği yalanına da ortak olamazsınız.

***

Sevgiden sonra bulacağınız cevap, saflık ve masumiyet olacak; yani, kötülüğün karşısındaki tartışmasız en kuvvetli iki düşman… Eğer bir toplumdaki insanlar, tüm düşüncelerinde saflık ve masumiyeti barındırabiliyorlarsa, işte o toplum kolay kolay yere düşmez. İsteseniz de onu eğip bükemezsiniz. Çünkü hiçbir zaman kötülüğün çekiciliğine kapılmaz. Saflık ve masumiyet sığ insanların çoğu zaman değerlendirdiği gibi aptallık değildir, asla bununla karıştırılmamalıdır. Bu iki kelime duyguda, düşüncede ve eylemde temizliği ifade eder. İnsanca yaşamanın en temel koşullarındandır. Zaten bu iki temiz kelimeyi aptallık diye niteleyenler, içlerinden türlü türlü cingözlükleri geçiren sahtekâr ve tehlikeli kişilerdir. Bu tür insanların çoğunlukta olduğu ve ne yazık ki oldukça da takdir gördükleri toplumların hâli gayet tabii ortadadır. Senelerdir üzerinde tartışıp durdukları konuların ilkelliği oldukça açıktır.

***

Samimiyet de insan onuruna yaraşır bir hayat sürmenin bir diğer şartıdır. İnsan ilişkileri samimiyetsizlik üzerine kurulmuş bir toplumun girişeceği her şeyde hayal kırıklığı yaşayacağı kesindir. Çünkü samimiyetsizlik her daim tatminsizlik yaratır. Mutluluğun en önemli koşulu da tatminkârlıksa, böyle bir durumda mutlu ve huzurlu bir toplum düşleyemezsiniz. Kıyaslamalarla, riyakârlıklarla ve içten içe rekabetlerle yaşayan bu tip tolumlar kendi kendilerini yiyip bitirirler. İçlerinde besledikleri o gizli düşmanlık hissetmeden bakışlarına ve gülüşlerine yansıyarak büyük bir çirkinliğe sebep olmuştur. Anlamsız bir yaşamın içinde kaybolup giderler kısacası.

***

Hayatı güzel yapacak olan son şeyse bilinçtir. Bilinç düzeyi yüksek toplumların yaşadıkları hayat oldukça değerlidir. Çünkü belli bir standart ancak sahip olunan belirli bir bilinç düzeyi ile yakalanmıştır. Yapılan her hareketin neden yapıldığı bellidir. Davranış ve tutumlar bu bilince göre şekillenmiştir. İyinin ve kötünün ayrımı bu bilinç temelinde yapılır. Var olan yanlışa “Evet bu yanlış, doğrusu bu!” diyebilen ve o yanlışın muhakkak düzeleceğine inancı tam olan insanlar çoğunluktadır oralarda.

***

Ne zaman bu millet de gerçekten sevebilmeyi öğrenebilirse… Ne zaman saflığı ve masumiyeti aptallık diye nitelemekten vazgeçerse… Ne vakit samimiyeti baz alarak yaşamayı öğrenirse… Olur da bir gün bilinç seviyesini arttırmayı başarabilirse…

İşte o zaman duyduğumuz ve okuduğumuz haberler bambaşka olur…

İşte o zaman tependekiler hak ettikleri yerin dibini boylamak zorunda kalırlar…

İşte o zaman oturup konuşuruz hep beraber politikadan, sanattan, bilimden ve hayattan…