‘OPERADAKİ HAYALET’ ARAMIZDA…

"Operadaki Hayalet" sonunda İstanbul’da… Bunca yıl sonra eskimemiş midir? Acaba buraya gelen kaçıncı sınıf oyuncular? Yoksa bize "Balkan ve Ortadoğu için yeterli" olanı mı yolladılar? (Bunları bana öyle çok soran oldu ki, ondan yazıyorum…) Bırakın bu soruları, bugüne dek ülkede sergilenmiş en görkemli, en şaşalı, en barok, en rokoko, en gösterişli, en zengin müzikali görmeye çalışın . (Hemen bir öneri: bu "en"leri görebilmek için sakın önlerden değil, arkalardan ya da balkondan seyredin! )

Andrew Lloyd Weber’in bestesi, sözleri C.Hart ve R.Stilgoe’ya ait müzikal, neredeyse 30 yıldır 40 ülkede seyirci karşısına çıkıyor. İlk sahnelenişi Londra’da 1986. New York’a 88’de geliyor. Broadway’de en uzun kalma rekorunu kırıyor. Eleştirmenlere göre: "Müzik dünyasına Tanrıların armağanı!"

HER DAİM ÇEKİCİ

Eskimedi mi ? Hayır eskimedi. Gaston Leroux’nun gerilim romanına (1909) dayanan eser evrensel temaları işliyor: Aşk, tutku, coşku… Hem karşı cinse, hem de sanata (burada müziğe) duyulan aşk … Artı gizem,gerilim… Artı güzel-çirkin, iyi-kötü sorgulaması…

Eskimedi çünkü Weber’in müziği hala çok sürükleyici ve akılda, dilde kalıcı. ("Evita", Cats", "İsa Superstar"dan da çok.)

Eskimedi çünkü yaratıcı kadro çok usta. Seçimleri muhteşem. Yönetmen Harold Prince’in dakik, saniye şaşmayan, görsellikle duyarlığı harmanlayan, dengeli ama sürprizlerle dolu, ayrıntıları dantel gibi işlediği yönetimi … Gillian Lynne’in en karanlığı aydınlatıveren koreografisi… Kostüm ve dekorun çarpıcılığı, devasa görkemi… İşlevsellik ve mükemmellik.

Eskimedi, çünkü 30 yıl içinde dünyanın her yerinde giden oyuncular değişse de, prodükson ayni ve opera sesi olan oyuncuların niteliği değişmiyor.

OLANAKSIZ AŞK

İşte perde açıldı: Bir açık arttırma. Satılığa çıkarılanlar, batmış bir tiyatronun malları.. Alıcılar da köhne… Sıra Paris Operası’nın o meşhuuuuuuur avizesinin satışında! Avizeyle birlikte … Geriye dönüş… Paris Operası’ndayız…

Burada bir "hayalet" yaşamaktadır. Doğuştan yüzü yaralı, gizlenmek için Paris operasının yeraltı dehlizlerinde yaşayan bir müzisyen, bir bestecidir aslında o. Ve müzik aşkıyla, operanın her işine (gişe sorunlarından, eser ve oyuncu seçimine) her şeye karışmakta , yöneticilere mektupla, notlarla talimatlar yollamaktadır… Sözünü dinlemezlerse… Hazırladığı ölümcül tuzaklara düşeceklerdir!

İlk bölümde, 1900’ler başındaki opera dünyasına göndermeler, primadonna ve sahne parodileri çok eğlenceli. Müzikle şakalaşma gibi!

"Hayalet" genç soprano Christin’e aşık olunca… Genç soprano , "müzik meleğim" dediği "Hayaletten" müziği, sesini , içindeki cevheri öğrendikçe…İş değişir…

İÇİMİZDEKİ CEVHER

Bir yanda yüzü deforme gizemli, çevreye korku salan Hayalet (Brad Little) öte yanda yakışıklı , aristokrat sevgili (Anthony Downing) ; genç soprano (Emilie Lynn) hangisini seçecek…

Her ne kadar Hayalet’in maymun gibi kafeste gezdirildiğini, annesinin bile kendisinden nefret ettiğini öğrensek de, ona acısak da (üstelik, maskesiyle sahnede çok yakışıklı!) unutmayalım ki, adam katil! Operada iki masum insanı öldürdü! Genç soprano unutacak mı? içindeki cevheri , yıldızı parlatan hayalete teslim olacak mı? Onları birleştiren müzik, Sevgiliye tehditse?

Olağanüstü sesler, muhteşem görüntüler, beklenmedik sürprizler, aksamayan teknik! Renk, ışık, duman sis cümbüşü… Hanibal’in filleri, gölde kayan gondollar… Müzik ve sahne büyüsü!

Tanrım keşke bizim opera binamız AKM’nin yeraltındaki dehlizlerinde de bir hayalet yaşasaydı da yapıyı bu hale getirenlerden hesap sorsaydı.