ZAMAN HIZLANIRKEN

İster tektanrılı olsun, ister çoktanrılı, insanlık ezelden ebede savaşmış ve savaşmak için gereken düşmanlığı, hep ‘öteki’ dinde bulmuştu.

Din, ortak kimliğini dilde bulamayan insan topluluklarına dibinde buluşacakları bir inanç gönderi olmuş, rakip topluluklara karşı açabilecekleri bir dava bayrağı vermişti ellerine.

Tarihte tüm savaşlar din yüzünden çıkmamıştı elbet. Ama tüm savaşların mantığına mutlaka dinsel bir motif, bir inanç aykırılığı işlenmişti.

Komünizmin dinsizliği için de dini dışlamak gerekmişti; dinsiz komünizmi yenmek için de karşı tarafın dindarlığını körüklemek…

Çoktanrılı tektanrılı bütün dinlerin ortak amacı, insanları ölümden sonra bir hayat olduğuna, üstelik hiçbir kanıt göstermeden inandırmak uğruna milyarlarca insanın binlerce yıldır birbirlerini öldürmesinde bir terslik vardı kuşkusuz!

***

Ama kim görüyordu teoriyle pratik arasındaki bu tersliği, kaç kişi farkındaydı ve reddediyordu alet olmayı?

Artık tüm rakiplerin kapitalist olduğu küresel düzenin liderlik mücadelesinde, belki de sonuncu dünya savaşı için yine dinde bulmamışlar mıydı, ötekinin tepelenmesi için gerekli ayrılık bahanesini?

Türkiye’nin işini birlikte bitirmiş, parçalamış, paylaşmışlardı.

Devasa imparatorluktan yadigar, el kadar Türkiye’yi, önce ‘ılık İslamcı’ diye destekledikleri şeriatçılar eliyle boğazına kadar borçlandırıp, sonra ‘çok İslamlaştı’ diye borç tahsiline girişip paylaşmak kolay olmuştu.

Modern zamanların Ortaçağ savaşlarında, kimin galip geleceği artık hiç ilgilendirmiyordu, Daryal’ı.

Efendilerden hiçbirinin inanmadığı ve köle ruhlu halk yığınlarını oraya buraya güdebilmek için salladığı üç kitaptan da, tüm kutsallıklardan da nefret ediyordu.

***

Ezelden ebede para kokusu sinmişti kutsal kitaplara. Para da birinin mutlaka ötekini ezeceği iktidar demekti.

İnsanoğlunun asla kendi efendisi olamayacağını, dünya nimetlerini daha eşit paylaşmak ve paylaştırmak isteyenlerin, ölümden sonra tatlı hayat vaat edenlere karşı daima kaybedeceklerini çoktan anlamıştı.

Özgür, eşit ve kardeş bir insanlığa, hakkaniyet ve merhamete dair tüm ülkülerini, İstanbul düşerken yitirmişti.

İnsan yığınlarının, hala daha beş bin yıllık yalanlar uğruna ölmeye ve öldürmeye nasıl olup da koşullanabildiğini merak ediyordu. Ne zeka gelişmesi durdurabiliyor, ne bilimsel gerçekler doldurabiliyordu kutsala aç, dolayısıyla manipülasyona açık zihinleri.*

***

*Okuduğunuz satırlar, 2003 yılında yazmaya başlayıp 2006’da yayımladığım Destina başlıklı romanımda yer alır.

Bilimkurgu türündeki konusu, Türkiye devletinin siyasal coğrafyadan silindiği bir geleceğe tasarlanmıştır ve hesap etmek zahmetine katlanan okurlar, böyle bir geleceğin 2026 yılına denk geldiğini bulurlar…

Dini ticaret olanın, tanrısı AVM’dir.

‘G’ NOKTASI

Bir zamanlar AKP’nin çığırtkanlığını yapan sözde demokrat özde liboşlar, ‘ılımlı islam’ modeline karşı çıkan laik demokratları Türk milliyetçisi, ırkçı ve hatta faşist olmakla suçluyorlardı. Ilımlı değil düpedüz İslamcı iktidar bunları ‘Boş ol!’ diye kapıya koyunca, ‘Kandırıldık’ dediler, AKP düşmanı kesildiler.

Şimdi hepsi Kürt milliyetçisi! HDP’ye oy istiyor, vermeyecek olanı da ‘Sizi gidi Türk milliyetçileriii, ırkçılaaar, faşistleeer!’ diye neredeyse dövüyorlar…

Ha şöyle, yahu. Meğer Türk milliyetçiliği kaka, Kürt milliyetçiliği cici demek isterlermiş bunca zamandır. Demek milliyetçi olmak değil, Kürt milliyetçisi olmamak ırkçılık ve ‘ılımlı İslam’cılığa kanmamak faşistlikmiş.

Biz bunca yıldır boşuna laik demokrasiyi savunmuşuz. Demek bunlar gibi olmak yetermiş de, bunların ne olduğunu bir anlasak?