DEVLETİN KANLI PROJELERİ VE ANAYASAL PADİŞAHLIK!

Türkiye belki de -Cumhuriyet tarihinin- en önemli seçimlerine doğru dolu dizgin gidiyor.  7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin önemi, temelli bir rejim değişikliğinin söz konusu olmasından kaynaklanıyor.

Partisinin genel başkanlığını Ahmet Davutoğlu’na “vekaleten” teslim eden AKP lideri Tayyip Erdoğan, bu seçimi kazanmak için her şeyi göze almış görünümü arzediyor.

Yeni Türkiye’yi kuracağız diye yola çıkan zat-ı muhterem, eski Türkiye’nin en kanlı-paslı kirli mekanizmaların yeniden çalıştırıyor.

Çağlayan Baskını, Fenerbahçe Futbol takımının kurşunlanması, Ağrı Diyadin’deki operasyon eski Türkiye’nin eskimeyen oyunları olduğunu yaşayanlar biliyorlar.

O kadar çok “açık” veriyorlar ki, her şeyin bir “kurgu” içinde yürüdüğüne kuşku bırakmıyorlar.
 

 
Trabzon’da Vali Abdil Bey otobüs kurşunlanmasından hemen sonra “taş atıldı” açıklamasını yapıveriyor alelacele…

Neden böyle söylediğini de izah edemiyor. Tıpkı Hrant Dink’in katledilmesinden birkaç saat sonra “örgütlü bir eylem değil” açıklaması yapan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah gibi…

Çağlayan Operasyonunda öldürülen savcı Mehmet Selim Kiraz, Berkin Elvan’ı vuran polisleri tespit etmişti.

Emniyetten o gün Okmeydanı’nda gaz fişeği kullanan üç memurun isimlerini istemişti.

Ağrı’nın Diyadin ilçesinde ise daha farklı bir operasyon uygulaması yapıldı. Ama sadece son iki olaydan “daha farklı” idi. Yoksa Türkiye’de devlet aparatını eline geçirenlerin yıllardan beri yaptıklarından hiç de farklı bir yanı yoktu.

15 Ocak 1996’da Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde 11 Korucu bir minibüsün içinde kurşunlandıktan sonra yakılarak öldürüldü. O dönemde PKK tek taraflı “ateş kes” ilan etmişti. Genelkurmay bu eylemle PKK’nin ateşkesi bitirdiğini duyurdu. PKK hemen bir açıklama yaparak eylemi biz yapmadık” dese de bir uçak dolusu Ankaralı gazeteyi bölgeye sevk eden Genelkurmayın izahatı daha kabul gördü. Çünkü PKK açıklaması gazetelerde yer almadı!

Daha sonra Şanar Yurdatapan’ın öncülüğünde bir grup sanatçı, aydın, gazetecinin oluşturduğu Barış İçin Bir Araya inisiyatifi bölgeye gitti ve her şeyi ortaya çıkardı.

Öldürülen korucular evlerinden askerler tarafından alınmışlardı. İşkenceyle öldürüldükten sonra, bir minibüsün içine doldurularak, katliam bölgeseni getirilmişlerdi. Yolun bir ucunda jandarma taburu, diğer ucunda ise karakol bulunuyordu. Sarp yolun altında Dicle akıyordu. Üstünde de gözetleme kuleleri vardı.

Burası devletin en güvenli bölgesiydi. Adeta bahçe içinde katledildiler zavallı köylüler.
 

 
Devlet “gerektiği” zaman böyle operasyonları vatanın bölünmez bütünlüğü adına büyük bir pişkinle yaptı. Silahlar onda, katilleri uzman, medya zaten bir askeri birlik sadakatinde, kurbanlardan da çok var!..

Memleketi böyle idare ettiler. Bir zamanlar bu türden kirli tuzakların en hafif kurbanı olan Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanlığından indirilip Kırklareli’nin Pınarhisar Cezaevine konulmuştu. 120 günlük “destansı” hapisliği sırasında o zamanki devlet medyası “Bir daha muhtar bile seçilemez” manşetleri atmışlardı.

Şimdi devamlı olarak topladığı muhtarların önünde “Ben Türkiye’nin Muhtarıyım” demesi boşuna değil.

Ama  “muhtarlıkla” alakası olmadığını o da biliyor. Cumhurbaşkanlığına daha uzak bir makam istiyor:

-Anayasal Padişahlık!