BİR YÜZYILIN OTUZ İKİNCİ DÖNÜMÜ

15 Temmuz 1983. Paris Orly havaalanında sıradan bir günün başlangıcı. Yolcu ve bagaj kabulünde, yalnız THY ve Air France bankolarının önünde uzun kuyruklar var.

Çünkü yaz. Çünkü memlekete dönen gurbetçileri, turistleri THY ve Air France İstanbul’a uçuruyorlar.

Kalabalık var, ama olağanüstü bir durum yok. Herşey normal.

THY bankosunun önünde yarım saatten beri bekleyen büyük siyah valiz hariç.

Öğleye doğru, yeri göğü inleten büyük bir patlama.

Dördü Fransız, ikisi Türk, biri Amerikalı, biri İsveçli olmak üzere sekiz ölü ve çoğu Türk, 60 yaralı.

Gazeteci Ergun Çağatay, yaralılar arasındaydı. Aylarca yanık tedavisi gördü.

Daha bir gün önce, yani 14 Temmuz 1983 günü Brüksel’de, Türkiye Büyük Elçiliği İdari Ataşesi Duran Aksoy arabasının içindeyken uğradığı silahlı saldırıda ölmüştü.

Duran Aksoy’un daha cenazesi bile kalkmadan, Orly patlıyordu…

***

Tam on yıl önce başlamıştı, Türkiye ve Türklere yönelik suikastlar dizini. 27 Ocak 1973’te, Los Angeles Baş Konsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir; Mıgırdıç Yanıkyan adlı Amerikalı Ermeni tarafından katledildi.

ASALA terörünün başlangıç tarihi, belki bir gün daha ayrıntılı yazarım, çünkü birebir tanıkları sonradan hayatıma giren, bu kalleşçe cinayet oldu.

Dönelim Orly’ye.

Havaalanındaki patlamanın tozu dumanı henüz dağılır ve Fransız polisi oraya buraya seğirtirken, ASALA hemen ertesi gün yaptığı bir açıklamayla suikastı üstlendi. Sonrası çorap söküğü gibi ve olayın aydınlatılması çok hızlı gitti.

Çünkü ölen ve yaralananların arasında çok sayıda Fransız ve başka « Batılılar » vardı. Başka bir deyişle ASALA bu sefer taşı baltaya vurmuş, zülfiyâre, yerele dokunmuştu. Kamuoyu öfkeliydi, İç İçişleri Bakanlığı ve güvenlik birimlerine baskı yapıyor, hesap soruyordu!

***

Teröristler, Fransa’ya 22-23 Mayıs tarihlerinde giriş yapmışlardı. Hem de Fransa’nın güvenlikten sorumlu Devlet Bakanı Joseph Franceschi‘nin davetlisi olarak!

Tezgah, masumane türden kurnazca kurulmuştu.

Devlet Bakanı Joseph Franceschi, aynı zamanda Ermeni nüfusun yoğun olduğu Alfortville’in Belediye Başkanı’ydı.

Bilgisi dahilinde bir Ermeni futbol turnuvası düzenlenmiş, Beyrut’tan da Ermeni bir futbol takımı davet edilmişti. Tabii ki ASALA’nın kurduğu takımdı Beyrut’tan gelen ekip…

Batı’da işlediği diğer cinayetlerde olduğu gibi, Fransız istihbarat ağından da kolaylıkla geçmişti ASALA.

Ama öldürdükleri arasında ABD, Fransa ve Avrupa yurttaşları da yer alınca, failleri ve işbirlikçileriyle açığa çıkarılıp yakalanmak zorunda kaldılar!

Üstelik, yakalanan teröristlerin « askeri şefi » Varujan Garbisyan, amaçlarının daha büyük bir katliam yapmak olduğunu itiraf etti. ASALA bombalı valizi havada patlatmayı planlamıştı. Garbisyan’ın niyeti, kendi valizinin 20 kiloyu aştığını bahane ederek bir yolcuya 500 Frank vermek ve böylece uçağın içinde patlamasını sağlamaktı. Bomba, uçuş saatine göre ayarlanmıştı.

***

Ne var ki çook basit bir ayrıntıyı hesap etmemişti, Garbisyan: THY’nin kronikleşmiş rötarı!

Orly’den kalkacak uçak gecikme yapınca, gecikme yapmayan bomba düzeneği havaalanında patlamış; böylece bir THY rötarı tarihte belki de ilk ve son kez daha büyük bir katliamın önlenmesine yaramış bulunuyordu.

Fransız polisi, teröristlerin kaldıkları yerlerde Sten tabancalar, el bombaları ve başka patlayıcılar da buldular. Ölenler Türk olmayınca, herşey gün ışığına çıkmıştı…

25 Temmuz 1983 tarihli Daily Telegraph, suikastı şöyle yorumluyordu:

« Tarih ve mizaçları göstermektedir ki Türkler, katillerin belini kırmak için korkup geri çekilmeyecek, tam tersine düşmanın üzerine gideceklerdir. Ve bundan dolayı hangimiz Türkleri suçlayabilir? »

Devamı pazara…

Dehşet vurduğunda, daima kalbi hedef alır. 
Yasmina Khadra

«G» NOKTASI

1912-1913

ZULÜM SENFONİSİ

Dağlar da ovalar da
acıları ve hüzünleri çalar
Balkan bozgunundan beri
Rumeli klarnetleri
düğün avlularında bayram namazlarında
unutulur mutlu zamanlar
en son mezarlar kalır duasız
çamurlar saplanmış gözler
kıyamet artığı kadınlar erkekler
Meriç’le yürür küçük yetimler
üstelik büyüyünce muhacir diyecekler
domuzuna görmez İngiliz’i Rus’u
Bosna’da terkedilen evlerin bacaları
İstanbul’da dumanlı türküler söyler
Sırp zülmünden Bulgar’a
her yerde işgal var
kağıtlarında zalimin mührü
nefeslerinde açlık hastalık
en kolay arkadaşları olur ölüm
sokaklarda
daha Mustafa Kemal’e kurtuluşa çok var
kaybolurlar birer birer
ulaşamadıkları rüyalarda
Dağlar da ovalar da
acıları ve hüzünleri çalar
Balkan bozgunundan beri
Rumeli klarnetleri.

AHMET KADRİ ERGİN