GÜZEL İZMİR’İN GÜZEL İNSANLARI

İzmir’de olmak insanın içine neşe, sevinç dolduruyor. Hava sıcak, doğa güzel, insanlar güler yüzlü… Cahit Külebi demişti ya: “İzmir’in denizi kız, kızları deniz kokar. / Sokakları hem deniz, hem kız kokar”. Aynen öyle! (Dün akşam sofrada bir öğretim üyesi söyledi: Meğer hayatında hiç ama hiç şiir okumamış, hiç şiir okumayan insanlar varmış!

İçim nasıl acıdı, onlar adına nasıl üzüldüm, onlara nasıl acıdım anlatamam. Nasıl yaşanır ki şiirsiz!)
İki günlük İzmir seferime Balçova Belediyesi’yle Yeni Kuşak Köy Enstitülerinin düzenlediği bir toplantı ve paneli, bir de İzmir TÜYAP Kitap Fuarı’nın açılış gününde iki söyleşi bir imza günü sığdırdım. Hepsi de bir şölen, bir şenlik havasındaydı. Her yaştan “gencin” yoğun katılımıyla cıvıl cıvıldı.Geleceğe umut vaat ediyordu.

Geleceğin Cumhuriyetini tasarlamak 
Balçova’nın genç, enerjik ve hitabet ustası Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya, Aydınlanma Onur Ödülü’nü alan Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in de katıldığı, İzmir Ekonomi Üniversitesi’ndeki ilk toplantıda, Köy Enstitülerini anmakla kalmadık. Prof. Ahmet İnam, aydınlanma savaşını sürdürmenin gerekliliği üzerine herkese muhteşem bir ders verdi. İşte o dersten satırbaşları: 

  • Cumhuriyet bir irade devrimiydi. Atatürk’ten öğrendiğimiz her an araştırmak, her an yeni düşünce üretmek olmalı ve asla unutulmamalı. 

  • Yılgınlığa düşmeyeceğiz. Umutsuzluğu yenmek gerek. Ancak hamaset edebiyatıyla gaza da gelmeyeceğiz. 

  • Şişkin egolardan bir an önce kurtulmalıyız. Aydınlanma savaşını sürdüreceksek: Herkesin general olduğu bir ordu savaşamaz; erlere, neferlere de gereksinim var. 

  • Halkevlerinde, Köy Enstitülerinde, “insan olmayı” birlikte üretmeyi, dayanışmayı, “hakikat yolculuğu yapmayı” öğreniyordunuz. Bu bir aşktı. O aşkı yeniden yakalamalıyız. 

  • Geleceğin Cumhuriyetini tasarlamak gerek. Cumhuriyet yenilenmekle, yeni düşünceler üreterek kurulur… Bize benzemeyenlerle, bizim gibi düşünmeyenlerle bir araya gelmek şarttır.

Dindar ve kindar yetiştirme 
Ahmet İnam’ı dinlerken, ister istemez Erdoğan-Bilal-Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) üçlüsünün eğitim politikalarını düşünmeden edemedim. 
Daha başbakanken açıklamıştı hedefini: “Dindar ve kindar bir gençlik yetiştirilmesini” istiyordu… 
Aşkla bir vakıf kuruldu: TÜRGEV. Tek generali ve binlerce neferi, eri olan bir ordu yarattılar. İdeallerini uygulamak üzere savaşa girdiler.. 
Yeni düşünceler değilse de eskiye dönerek, bağnazlığa sığınarak çıktıkları yolda, yeni düşünceler üretmektense biat etme, kul olma kültürüne sarıldılar. 
Ve MEB’in 5 yılda ulaşmayı umduğu hedefe bir yılda ulaştılar: Geçen yıla oranla imam hatip ortaokul ve liselerine giden öğrenci sayısı yüze 40 artış gösterdi. 
Durun ben size güzel İzmir’in güzel insanlarından söz ediyordum: 
Balçova’daki toplantı sonunda çevremi saran özellikle kadın dinleyicilerle sohbette buradaki “Semtevleri”nin yaşamlarındaki önemli yeri dinleyecektim bol bol. Bunlar sanki birer Halkevi gibi çalışıyor, yaşamlarını dönüştürürken onları, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşama katıyordu…