SİLİKON VADİSİ’NDEN TÜRKİYE’DEKİ SEÇİMLER

1950’lerin deyişiyle “Seçim sath-ı maaline” girdik. Siyasi partilerin birbiri ardına seçim bildirgelerini ve vaatlerini açıkladıkları günlerde ben de Silikon Vadisi’nin tam kalbinde, San Fransisco’daydım. Türkiye’den orada çalışmaya giden, kendi işlerini kuran ya da kurmaya çalışan 30’a yakın genç insanla tanıştım. Onlarla uzun sohbetler yaptım.

Türkiye’nin en parlak beyinleri… Bir anlamda bizim, bu ülkenin geleceği onlar. Neden orada olduklarını sordum, Türkiye’yi neden tercih etmediklerini.. Hayallerini, hedeflerini… Anlattılar. Bu köşeye sığamayacak kadar uzun.

İlerleyen günlerde hepsiyle daha yakından tanıştıracağım sizleri. Ancak içlerinden birkaçını özellikle bu yazıya konuk ettim. Çünkü seçimler bu kadar yakınken onların seslerine kulak vermek önemli.

Örneğin Serhan Uslubaş. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği mezunu. 2006 yılından beri San Fransisco’da.

Stanford’da MBA yapıyor. Aynı zamanda Apple’da çalışıyor. Şimdiden bir inovasyona imza atmış. Görüntüleme sistemleri üzerine geliştirdiği bir yazılımı patentlenmiş bile. “Ortam, burada çalışmak ve başarmak için ideal. Kazandığım para da. Ama aile yok. Türkiye’ye dönmek ve aile kurmak istiyorum. Tabii işimi orada devam ettirebilmeyi de. Ancak Türkiye’deki siyasi ortam endişelendiriyor beni açıkçası..” diyor.

Örneğin Eren Bali. Küçük bir köy okulundan çıkıp Silikon Vadisi’nde zirveye doğru ilerleyen biri. Malatya Fen Lisesi’nin ardından ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği’nden mezun olmuş. 2000’de Uluslararası Matematik Olimpiyatları’nda Dünya 2.’si seçilmiş. Zorluklar içinde geçen bir eğitim süreci onu farklı bir hayali gerçekleştirmeye yöneltmiş ve eğitimin herkes için kolayca ulaşılabilir olması için online bir eğitim platformu kurmuş, ODTÜ’den sınıf arkadaşı Oktay Çağlar ile birlikte: Udemy’yi. İnternet üzerinden her türlü dersin verildiği bir ortam. “8 yıl önce şirketimi Türkiye’de kurmak istedim olmadı. İmkânı sınırlı olan çocukların eğitimle en azından fırsat eşitliğini yakalayabilmelerini istedim. Yürümedi. Sanırım anlaşılmadı. Bu yüzden San Fransicso’da kurduk. Girişim sermayesi ve pazar açısından en uygun ortam burada” diyen Bali’nin Udemy’si, bugün 150 kişinin çalıştığı şimdiden 100 milyon dolar değere ulaşan bir şirket.

Örneğin Özgün Erdoğan. Galatasaray Üniversitesi Bilgasayar Mühendisliği’nden mezun. Bir Türk ve bir Hintli arkadaşını da yanına alarak Citus Data’yı kurdular. Halen San Fransisco’da tekno-girişimcilerin kümelendiği SOMA’da işlerini geliştiriyorlar. Ancak İstanbul’da da bir ofis açtılar. Erdoğan, “Levent’teki ofis ürün geliştirmeye odaklı, burası ise müşteri, yatırımcı ve pazar odaklı” diyor ve ekliyor “yeniden bir şirket kuracak olsam yine burada kurarım.”

Hepsi Türkiye’de okuyup yetişen beyinler. Belli ki sorun fikirde değil. Fikirden girişime dönüşümde. Buna uygun ortamın yaratılmamasında. Ve bir gerçek var önümüzde. Türkiye’de her yıl 750 bin kişiye iş yaratılması gerekiyor. Bu işler nasıl yaratılacak? Daha yüksek katma değerli bir ekonomi oluşturmanın yapı taşları siyasi partilerin seçim bildirgelerinde var mı? AKP, CHP ve HDP’nin seçim bildirgeleri bilgi çağına ne kadar uygun? 12 yıldır tek başına iktidarda olan AKP’nin Ar-Ge’ye verdiği destek ve teşvikleri artırması önemli olmakla birlikte sadece bununla iş bitmiyor. Tıpkı büyük bir şaaşa ile sunulan ve büyük paralar akıtılan FATİH projesinin bir safsataya dönüşmesi gibi…

İnovasyon ve girişimciliğin, özgürlüklerin sınırlanmadığı, demokrasinin ve hukukun iyi işlediği ortamlarda geliştiği bir gerçek. 2015 seçimleri, sadece tıkanan bir siyasi konjonktür ve başkanlık sistemi tartışmaları açısından önemli değil.

Bir o kadar önemli olan nokta Türkiye’nin giderek kayganlaşan ekonomik zeminde nasıl bir yol izleyeceği? Konuyu gelecek hafta sürdüreceğiz…