OKTAY AKBAL

Bir haftalık seyahatten dönüşte aldım Oktay Akbal’ın haberini. Ayla Hanım’a telefon ettim. Hastahanedeydiler.

Doktorlardan birinin şu sözleri ise endişe vericiydi:

-Şimdiye dek ,” ölmek istiyorum” dediğinde dilindeydi,bu defa vücudu da söylüyor.

Onunla tek taraflı tanışıklığımız başladığında ben ortaokul öğrencisiydim. O ise ünlü bir öykücü.

Ortaokulu bitirdiğimde “Garipler Sokağı”nı okumuş ve “artık romancılığa geçiyor” diye ahkam kesmiştim. Gerçekten de kısa süre sonra “Suçumuz İnsan Olmak”ı yazdı.

Yakın dostluğumuz 41 yıl önce bu günlerde Cumhuriyet’e girmemle başladı, ömür boyu sürdü.

Oktay Akbal’ı tek sözcükle özetle dersen, yanıtım “sevecenlik” olur.

Gerçekten de onun belirleyici niteliği içindeki çocuğu hep canlı tutmuş sevecen bir insan olmasıdır.

Ünlülere, afur tafurlarından dolayı hep sakınımla yaklaşan eşsiz dostum Erim Gözen, Oktay Akbal ile bir kez bir masada birlkte olduktan sonra şunu söylemişti:
- Bu kadar alçak gönüllü ve sevecen adam az gördüm. Ne hoş insan!

***

Oktay Akbal ile ilgili kendisinin de sevdiği bir öyküm var. Daha önce de anlatmıştım, ama bir kez daha anlatayım:

Bir kitap imza günü için birlikte Adana’ya gitmiştik. Refik Durbaş da vardı. Adana’da adettendir, Cumhuriyet’teki arkadaşlar pavyona götürdüler bizi.
İçeride ilk gözüme çarpan, etrafta dolanan yaşı geçkince bir konsomastris hanım oldu.

Kadıncağız Oktay Akbal’ı görünce, sevinçle haykırdı:
- Ooo Şair dostlarım!..

Masaya oturduk, arkadaşlar çevremizde dolanan hanımı işaret ederek,

-Hanımefendi’yi masaya davet etmemiz gerek dediler.

Oktay Akbal itiraz etti:

-Canım ne konuşacağız.

Kadın bunu duyunca öteden seslendi:

-Öyle demeyin Oktay Bey! Konuşacak bir şey buluruz, İnsan bir ormandır.
Oktay Akbal utandı, kızardı, “ O zaman buyurun hanımefendi” demek zorunda kaldı. 
 Hanımefendi bir sevinç çığlıı attı:
- Yaşasın edebiyat!

Ve gelip masaya oturur oturmaz Oktay Akbal’a dönerek sürdürdü konuşmasını:

-Biz de eskiden beri böyle değildik, sonradan bozulduk. Ama önce ekmekler bozuldu.

Ve kendi sorduğu soruya kendi cevap vererek devam etti:

-Suçumuz Nedir biliyor musunuz Oktay Bey? Suçumuz insan olmak.

Oktay Akbal’ın bütün kitaplarıını okmuş olduğu anlaşılan, her repliğinde, onun kitaplarından birinin başlığıyla yanıt veren kadının “nerede oturuyorsunuz ?”sorusuna vereceği cevabı ben de baştan tahmin etmiştim . Nitekim öyle de oldu:


-Garipler sokağında

Baktım konuşma böyle sürüp, tehlikeli sulara doğru sürükleniyor ben de aynı yöntemle kitap başlığına atıf yaparak, duruma müdahale etmek zorunluluğunu duydum:
- Aman Oktay Akbal dikkat! Yoksa sonra yarın “Ayla” lar hesap sorar.

***

Bu olay gerçekte mi cereyan etti, yoksa hayal ürünü mü artık takdirine bırakırım; zaten sanal dünyayla gerçek dünyanın birbirlerine böylesine karıştığı bir ortamda önemi de yok.

Biz Oktay ve Ayla Akbal ile arada sohbet ederken, bu öyküyü anımsayıp,güleriz.

Oktay Akbal ile dostluğumdan yalnız acı tatlı anılar kalmadı, ondan çok şey de öğrendim.

Hapse girmekten korkan, ama en baskıcı dönemlerde, en muhalif yazıları gözünü kırpmadan yazan, uyaranlara da kızan ve sonunda 12 eylül döneminde bir yazısından dolayı hapse de düşen Oktay Akbal’dan aydın cesaretinin ne olduğunu öğrendim. Bir de, böbürlenmeden direnmeyi.

Evet gerçekten Oktay Akbal böbürlenmez, direnirdi.

Duyduğuma göre artık direnmeyi de bırakmış.

Bunları, dostumun son acıları karşısında bir şey yapamamamın kederiyle yazıyorum.