EKONOMİ EKSENİNDE SEÇİMLER

Memleketten insan manzaraları ile başlayalım söze:

İlk sahne: Havaalanında bekleme salonu… Biri büyükşehir belediyesinde üst düzey yetkili, diğeri ise inşaat işleri ile uğraşan bir işadamı. Kısa hoşbeşten sonra söz boş arsalara, konut projelerine geliyor. Tesadüfen kulak misafiri olduğum sohbette işadamının hem uygun ihale peşinde olduğunu hem de kent merkezinde hazine tahsisli boş arsa peşinde olduğunu anlıyorum. Beriki bir iki yerden bahsediyor “300 daire hatta fazlası bile çıkar” diyor.. Hafif uzaklaşıyorlar. “Metrekaresi 6 bin lira” lafını duyuyorum. Diğeri “çok iyiymiş, bir ara görüşelim” diyor. Büyükşehirdeki yetkili “örnek bir kentsel dönüşüm planlıyoruz; her pencereden cami görünecek” diye sözünü sürdürürken uçak anonsu yapılıyor ve gerisini duyamıyorum…

İkinci sahne: bir benzin istasyonu… Bir küçük sorundan dolayı bir süre beklemek zorundayım. Bir araç yanaşıyor.

Sürücü iniyor, dizel benzin istiyor “10 liralık doldur” diyerek. Hemen akabinde ikinci aracın sürücüsü de aynı şekilde “10 liralık” diyor. Beklediğim süreç içinde yanaşıp benzin alan araçların yarıdan fazlası 10-15, bilemediniz 20 lira tutarında benzin doldurtuyorlar depolarına. İstasyon görevlisine sorduğumda aylardan beri durumun böyle olduğunu ve giderek kötüleştiğini söylüyor.

Bu tablo ile giriyoruz 7 Haziran seçimlerine. Bir yanda siyasal iktidarın etrafında çıkar ortaklıkları ve rant çerçevesinde genişleyen bir çember. Öte yanda ise giderek yoksullaşan bir halk. Semt pazarlarında akşam saatlerinde tezgâh döküntülerinin arasında eşelenen ve eve götürüp akşama ortaya bir tencere yemek çıkarmaya çabalayan kadınlar. İş aramaktan yorgun düşen, bezgin, mutsuz, öfkelerini eşlerinden ve çocuklarından çıkaran babalar… Bir iki işyerinin kapısını çaldıktan sonra, aldıkları yarım yamalak eğitim ve ellerine tutuşturulan diplomalarla iş yaşamında pek dikiş tutturamayacaklarının ayırdına varanlar ve hâlâ varamamış olanlar… Bunların sayısının iktidar etrafındaki çıkar çemberinden kat kat büyük olduğu apaçık. Buna karşın geçen seçimlerde, üstelik ortalığa dökülen tüm yolsuzluk dosyalarına, tapelere, videolara karşın seçmenin tercihini değiştirmeye fazla yanaşmadığını gördük.

Peki, bu seçimlerde ne olacak?

Muhalefet partilerinin tümü, CHP, MHP ve HDP başta olmak üzere bu kez diğer seçimlerden farklı olarak stratejilerini ağırlıklı olarak ekonomi üzerine kurdular. Asgari ücrette artış, aile sigortası, tarımsal girdilerde ÖTV ve KDV’nin kaldırılması, mazotun litre fiyatında indirim, emekli aylıklarına zam, hatta ikramiye. Aslında çoğu gerçekleştirilebilir hedefler ve vaatler.. Önemli olan var olan kaynağın bugüne kadar nasıl ve kimler için kullanıldığı, nereye ve nasıl dağıtıldığı… İlginç tesadüf Project Syndicate’de yer alan bir makale bütçe mühendisliği başlığı altında bu konuyu ele alıyor. Diğer dönemlerin ve geçmişteki krizlerden farklı olarak günümüzde ekonomik gidişatın insanların gündemindeki en belirleyici konu olduğunun vurgulandığı yazıda tüm dünyada hükümetlerin bütçe önceliklerini bu doğrultuda belirlemelerinin şart, ancak zorlayıcı hale gelen bütçe açıkları nedeniyle farklı bir mühendislik yaklaşımı gerektiği belirtiliyor. İnovasyon, yaratıcı kamu projeleri, yeni teknoloji üretir hale gelmek, akıllı kentler bu işin bir parçası. Tabii burada yine hep sıklıkla vurguladığımız ithal eden değil, kendi üretip satan ülke haline gelebilmeközellikle katma değeri yüksek mal ve hizmetlerde…

7 Haziran seçimlerine geri dönersek, muhalefet ekonomik vaatlerde yoğunlaşırken karşı atak olarak AKP cebinden “din” havucunu çıkarıyor, elinde Kuran, yurttaşı dindarlık söylemi içinde etkilemeye çabalıyor. Unutmayalım gerçekler kadar, o gerçeklerin halka nasıl anlatıldığı da önemli… AKP bugüne kadar gerçekleri farklı bir algı dünyası içinde bambaşka şekle çevirmeyi başardı. Bakalım bundan sonra ne olacak?