SİYASETİN KUM TORBASI!

Türkiye şimdiye kadar tanık olmadığı bir seçim dönemi yaşıyor. Bir tarafta sandığa girecek siyasi partiler, diğer yanda ise 10 ay önce sandıktan çıkmış bir Cumhurbaşkanı var.

Siyasi partilerin kampanya çalışmaları elbette anlaşılabilir. Parlamentoda daha fazla milletvekili ile temsil edilmek istiyorlar. Öteki tarafta parlamentoyu siyasetin dışına atacak yeni Türkiye sistemi için tek başına delicesine çalışan, mitingler yapan, her gün medyada yer almak için özel organizasyonlar düzenleyen “tarafsız” (!) kişiyi izliyoruz.   

Atletizm yarışlarında her seferinde 8 atlet koşar. Çünkü pistte 8 kulvar vardır. 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerini bir atletizm yarışı gibi düşünürsek, Cumhurbaşkanı en avantajlı kulvarın da içinde kendine bir tempo tutturmuş, kan ter içinde koşuyor!..

Sandığa girmeyecek ama sandıktan çıkan sonuçtan en fazla etkilenecek kişi konumuna soktu kendini. Eğer başkanlık sistemi için “gönlünde yatan aslan” yeterli başarıyı elde edemezse, kendisini “mağlup ilan edecek” hale getirdi.

Ne var ki, onun yüksek performansı sadece “tarafsız cumhurbaşkanı” konumuna zarar vermekle kalmıyor, gönlündeki aslanı da “haşat” ediyor.

Hem rüştünü ispatlamak, hem de partisine bir seçim zaferi armağan etmek isteyen Başbakan Ahmet Davutoğlu, rakiplerinden ziyade eski lideriyle baş etmek durumunda kalıyor.

Davutoğlu büyük kitlesel mitingler düzenliyor. Belediyelerin tüm olanakları, hükümetin avantajları ve çevre illerden taşıma vatandaşlarla güzel bir miting hayata geçiriliyor. Bu görüntünün medyaya yansıtılması lazım ki, seçmenler etkilensin.

Ama ne oluyor?

Partinin eski lideri, seçimle direkt ilişkisi olmayan Cumhurbaşkanı da aynı gün bir “Toplu Açılış” denilerek düzenlenmiş mitingde manşetlik konuşmalar yapıyor. Davutoğlu’nu gazetelerin eteklerine doğru iteliyor. Havuz Medyası diye tabir edilen Hükümet gazeteleri bile Başbakan’a yeterli desteği veremiyorlar.        

7 Haziran Genel Seçimleri en fazla Davutoğlu’nu hırpalıyor. Bir yandan muhalefet partileri, diğer yanda eski lideri arasında aldığı propaganda yumruklarıyla o kadar yıpranıyor ki:

-Siyasetin kum torbası haline geliyor!
 
İPE SAPA GELMEZ KONUŞMALAR
 
Kenan Evren 12 Eylül döneminde kafasına göre belirlediği kentlerde kürsülere çıkar konuşmalar yapardı.

-Sevgili bilmem nereliler!..

Gırgır Dergisinde de Şükrü Yavuz kendi mahlası “Mustafa Kamil Zorti” imzasıyla bu konuşmalarla gırgırını geçen makaleler yazardı. Evren’e Atatürk pozları verdirirlerdi. O da kendisini 2. Atatürk zannederdi.

Şükrü, “Mustafa Kemal” olmanın kolay bir iş sayılamayacağını belirtmek için Evren’e “Mustafa Kamil” adını uygun görmüş soyadı olarak “Zorti”yi eklemişti.

Zorti yazıları sonradan kitap oldu. Her yazının altında mahreç bulunurdu. Manisa konuşması, Antep konuşması, Niğde konuşması gibi… Evren’in mantığıyla öyle güzel metinler ortaya çıkarırdı ki, kimse bir şey anlayamazdı. O zaman Şükrü Yavuz şöyle yazardı:

-İpe sapa gelmez konuşması!

Türkiye’nin yaşadığı olağanüstü dönemlerde, böylesi liderler ortaya çıkıp “ipe sapa gelmez konuşmalar” yapabiliyorlar.

Bu da siyasetin makûs talihi olsa gerek!
 
SİYASİ BOMBALAR
 
Halkların Demokratik Partisi HDP’nin Adana ve Mersin il merkezlerinde zaman ayarlı bombalar patlatıldı.

Çok “tuhaf” bir rastlantı ile bombalardan kısa bir süre önce RTE çok sert konuşma yaparak “HDP’ye gerekli cevabın” verilmesini istedi.

2006’da Diyarbakır’da askeri araca saldırı yapılmıştı. Yaralanan askerler oldu. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, kendi gazetecilerini çağırıp özel açıklamalar yaptı:

-Hak ettikleri cevabı çok yakında alacaklar!

12 Eylül 2006 akşamı Diyarbakır Koşuyolu Parkında kimliği belirsiz kişilerce konan bomba patladı. 7’si çocuk 10 kişi öldürüldü!

Devletimiz çok güçlü olduğundan kendisinden beklenen “şeyleri” her zaman ve her yerde anında hayata geçirir!