SANAL PARMAK REJİMİ ÖNERİYORUM!

Seçimlerin hiç bir açıdan demokrasiyi ifade etmediği Türkiye’de, parlamenter rejim çok uzun zamandır « oyu bastıran malı götürür » anlayışıyla işletiliyor.

Çoğunluğa dayalı iktidar, aslında tek adamlık bir sulta.

Tek adam tak diyor, hükümeti ve meclisteki iktidar partisi koltukları da yek vücut, şak yapıyor. Çünkü yapmayan, « parti disiplini »ne uymadığı gerekçesiyle ya hemen atılıyor ya da bir daha seçilemiyor…

Azınlıkta kalan muhafelet partileri de kendi içlerinde farklı çalışmıyor. Muhalif başkan ya da başkanlık makamına yakın kadro neye karar verirse, milletvekilleri de ona « he » demek zorunda. Demeyen, yine « parti disiplini »ne uymadığı gerekçesiyle ya istifa zorunda kalıyor ya da ihraç ediliyor…

***

Çoook uzun zamandan beri, böylesi « totaliter » bir meclisin milletin sırtında gereksiz bir mali yük oluşturduğunu; eğer ortak kabul « liderlik » makamıyla başlayıp biten bir temsiliyet rejimiyse, daha ekonomik bir parlamento kurulabileceğini düşünüyorum.

Nasıl mı?

Seçim sonuçları her partiye milletvekili sayısı olarak değil, parlamentoda şu kadar sanal parmağı var diye yansıtılır. Parti liderleri, hadi diyelim birkaç hık deyicisini de yanına alıp toplanır. Seçimlerde en çok oyu alan parti iktidar olur. Tasarılarını peşinen « sanal parmak » sayısıyla sunar. Muhalefet de « sanal parmak » sayısıyla reddeder. Tasarı geçer.

Mecliste gereksiz kavga döğüş olmaz, ne millet üzülür, ne de vekilleri yorulur; sen sağ ben selamet.

***

Bu önerimi saçma bulanlara soruyorum: Halen 535 milletvekilinin saatlerce tartışıp bazen de tekme yumruk dövüştüğü, ama hepsinin parti kararı neyse ona uygun oy verip, zaten iktidarın da tek adamın çıkar dediği yasayı çıkardığı TBMM’de sonuç farklı mı olmaktadır?

Son örneği, iktidar İç Güvenlik Yasası’nı geçirirken gördük. Muhalefet milletvekilleri bu faşizan yasa tasarısına karşı cansiperane direndi. Günlerce nöbet tuttular, bağırdılar, çağırdılar, dayak yediler de yasa çıkmadı mı?

Sanal parmak sayısı, Türkiye’de zaten sahne sanatı parlamenter rejimin hiç de sanal olmayan akçeli masrafını milletin sırtından alacak, vekilleri de hiç bir işe yaramadıkları bir ortamdan ve kamuya gereksiz yük oldukları asalak durumundan kurtaracaktır!

***

Milletvekili seçimlerine birkaç gün kalan ülkemizde, kaç seçmen «siyaset nedir» sorusuna düzgün ve anlamlı bir yanıt verebilir, bilemiyorum. Daha da acısı, seçilenler ve seçilecek olanlar arasından kaçı aynı soruyu kendisine sormuş, yanıtı da hazırdır, onu da bilemiyorum…

Şahsen yaşadığımız alanı ve ortamı düzenleyen yerel yönetimleri çok önemsiyorum.

Yerel yönetimlerin merkezi yönetimde daha çok ağırlığı olması gerektiğine ve halktan kopuk olmayan politikaların ancak yerelden genele genişleyerek üretilebileceğine inanıyorum.

Güvendiğim yerel politikacılara da zaman zaman bu yönde sorular yöneltiyorum.

Geçenlerde görüştüğüm CHP’li Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu da siyasal sistemin değişmesi gerektiğine inanan genç politikacılardan. Kendisinden, aklındaki siyasal sistemi yazmasını rica ettim. Yazdı, gönderdi, ben de aşağıdaki satırlarda sizlerle paylaşıyorum.

Hepimiz suçluysak, demokrasi gerçektir.
Albert Camus

«G» NOKTASI

AKLIMDAKİ SİYASAL SİSTEM

Siyasal Hakların Yasal Çerçevesi:

Gün geçtikçe, mahalle üzerinden örgütlenmesi beklenen yönetim modelleri, daha çok tartışılıyor.

Söz konusu değişim ihtiyacına rağmen; yönetime katılma, temsil ve denetleme kaygıları henüz yasal karşılığını bulabilmiş değil.

Tabandan örgütlenmenin yasal çerçevesi oluşmadıkça; mevcut yöneticilerin inisiyatiflerinin, demokratik ilerleme önünde bir engel olarak kalacağını düşünüyorum.

Bireylerin Siyasete Katılımı:

Bireyler, mahallelerinden çıkıp siyasi partilere üye oluyorlar. Bireyler, siyasi faaliyette bulunmak ve yönetime katılma haklarını kullanmak istiyorlar. Bu doğrudur. Ama sağlıklı ve nitelikli üyelik gerekir.

Siyasal yaşama katılım gösteren ve yönetme hakkını kullanma iradesini ortaya koyan bireylerin, bulundukları bölgeyi iyi tanımaları gerektiğini düşünüyorum.

Bu anlamda, siyasi partilerde görev alan kişilerin, bir gün yönetici olduklarında ne yapacaklarını biliyor olmaları da çok önemlidir.

Siyasi Yöneticilik:

Örneğin; Belediye Meclis Üyesi, milletvekili vb. olmak isteyen kişilerin partiyi, bulundukları bölgeyive de yönetimine aday oldukları yerlerin tanım ve işlevlerini çok iyi biliyor olmaları gerekir.

Bu doğrultuda, siyasi partiler bir okul görevi görmelidir.

Siyasi Partiler ve Katılımcı Yönetim Modeli:

Karar alma süreçlerinin katılımcı model üzerinden aktifleşmesi, siyasal yaşamı daha dinamik hale getirecektir.

Toplumun örgütlenme özgürlüğünün siyasi partilere yansımasının, demokratik ve katılımcı karar alma süreçlerinin boşluksuz ilerlemesi için oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

Türkiye genelinde seçmen düşüncelerinin örgütler kanalı ile yönetimlere yansıması, denetleme mekanizmasını da aktif hale getirecektir.

Örneğin; Cumhuriyet Halk Partisi’nde önseçim aracılığı ile örgüt iradesinin yönetime yansıması, bu anlamda tecrübe ettiğimiz en güncel örnektir.

Siyasetin Bireysel Yaşamdaki Temsili:

Bunun yanında, siyaseti bir meslek olarak görmediğimi belirtmek isterim. Kişilerin meslekleri dışında olan bir alandır, siyaset.

Bireylerin önce mesleklerinde istikrarlı ve başarılı olmaları; siyasi hayatlarını daha verimli, siyasi hedeflerini daha gerçekçi hale getireceği kanaatindeyim.

Sonuç:

Katılımcılık; tüm siyasal, sosyal örgütlenmelerin yenilenmesini ve toplumun her kesiminin temsil edilebilmesini, her üyenin ve düşüncenin örgütlenmede yer bulabilmesini sağlayacaktır.

Bu bağlamda, hem yerelde hem de ülke genelinde, örgütlü iradenin; toplumu ileri götürecek yönetim anlayışları için de yönetimlere ışık tutacağına inanıyorum.

AYKURT NUHOĞLU

Kadıköy Belediye Başkanı