AYŞE TEYZE’DEN DEVRİM’E

Bir ülkede devrim denen şeyi en önce kişilerin kendileri yaratır. Bu bağlamda, yeniliğin ve gelişmişliğin geçeceği ilk yer ailelerdir. Bir toplumun medeniyete olan uzaklığını veya yakınlığını görmek istiyorsanız, o toplumun “ana-baba”larına bakın.

Evlerde konuşulan ya da tartışılan konulara kulak verin…

Her akşam televizyonda tercih edilen programların niteliğini irdeleyin…

Aynı sofrada oturan insanların, birbirlerine olan yabancılıklarının topluma ne şekilde yansıdığını anlamaya çalışın…

Çocuğunun cebini birkaç kuruşla doldurarak görevini de sonuna kadar yapmış olduğuna inanan “ana-baba”ları inceleyin…

Ne gördünüz?

Ne yazık ki uygar bir yaşama büyük bir uzaklık…

Öyle değil mi?..

***

Şu asla unutulmamalıdır: Geri kalmışlık bir tercihtir. Bir başkası yüzünden yerimizde saymayız. Sorumluluğu bir başkasına yüklemek, kendimizi aklamaya bahane üretmektir sadece. Hiç kimseyi suçlamamalıyız bu yüzden.

Eğer akıllıysak ve çağdaş bir yaşamsa düşlediğimiz;

Evlerimizdeki ekranlardan laçkalıkların yansımasına izin vermeyiz…

Her akşam evlerimizde konuşulan ve tartışılan konuların başkahramanı, öte mahalledeki Ayşe Teyze’nin kızı olmaz…

Çocuklarımıza verebileceğimiz en değerli şeyin üç beş kuruş olmadığını anlar, onların etrafını sevgiyle, iyilikle ve güzelliklerle kuşatırız…

Bilmek, öğrenmek ve anlamak için yaşarız hayatı…

***

Demek ki hâlâ önceliğimiz nitelikli bir hayat değil, ki bizim Ayşe Teyze’nin kızı sofralarımızın baş konuğu…

Demek ki uygar bir hayatı hayal etmekten oldukça uzağız, ki çocuklarımız mutsuz ve umutsuz bir şekilde büyüyor…

Meraktan ve sorgulamaktan sürekli kaçıyoruz, ki tartıştığımız şeyler de yıllardır hiç değişmiyor.

İyiye ve doğruya olan inkârımız ve nefretimiz o denli büyük, ki her alanda daima en yeteneksizleri, en işe yaramazları başa getirerek önümüzü dahi göremiyoruz.

Bilmek ve öğrenmek için yaşamıyoruz…

Geçici heveslerle günü geçirmek tek gayemiz olmuş…

Üretmekten ziyade tüketiyoruz her şeyi: Tüm değerleri, tüm doğruları, tüm olması gerekenleri…

En acısı da birbirimizi tüketiyoruz amma bilerek amma bilmeyerek; Ayşe Teyze’nin kızını da, Ayşe Teyzenin kendisini
de ve en kötüsü kendimizi de yitirdik o sofrada. Ama farkında bile değiliz.

***

Demek ki hâlâ bir şeyleri iyi kavrayamamışız…

O yüzden de devrimden ve medeniyetten oldukça uzağız.

Aydınlığa biraz olsun yaklaşabilme ümidiyle…