KARİKATÜR DEVİNİ ÖZLEYECEĞİZ

Onun da aralarında olduğu “1950 Kuşağı” çizerlerinden olan Bedri Koraman 1928’de Bafra’da doğdu. İlk-orta-liseyi bitirdikten sonra İstanbul’a gelip kısa adı “Akademi” olan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi.

Çalışması da gerektiğinden öğrenciliğinin yanı sıra Babıali’de çeşitli gazete ve dergilerde ressamlık yaptı.

Bedri, okulu bitirerek erişeceği yere geldiğini düşünerek tahsil hayatını noktaladı. 1950’lerin en tanınan karikatüristleri arasında yer alıyordu. Ama o Turgut Çeviker’e verdiği uzun söyleşisinde “hiçbir zaman karikatürcü olmayı düşünmedim” diyecekti, Siyaset Arenası adlı albüm kitabında…

Nasıl karikatüre yöneldiğini de şöyle anlatıyordu:

“Karikatürü küçümsüyordum. Ali Ulvi bu tavrıma kızıyordu. Bana nasihat ediyordu:

-Bir gazetede çizmek para getirmez, ama itibar getirir! Karikatür çiz!” Bedri Koraman gerçekten de çok itibarlı bir karikatürcü oldu. O kadar ki, onu 1954’te Milliyet çağıran Abdi İpekçi’nin katledilmesinden kısa süre sonra siyasi bir cinayete kurban gitmekten tutukluk yapan bir tabanca sayesinde kurtaracaktı!

Türkiye’de politikanın içinde siyasi parti liderleri kadar etkili biçimde yer aldı Bedri Koraman. Siyaset Arenası adlı albüm kitabının en ön sayfasında Cumhurbaşkanı sıfatıyla aşağıdaki satırları yazan Süleyman Demirel onun en çok eleştirdiği politikacıydı:

“Demokratik rejimlerde siyasal mizahın sahip olduğu yer bir gelişmişlik göstergesidir! Siyasal mizah eleştiriyi hoşgörüyle bir araya getirir ki, bu demokrasinin en önemli kazanımıdır!”

Bedri Koraman’ı kaybettiğimiz bugün (30 Mayıs 2015) yukarıdaki satırların anlamı daha iyi ortaya çıkıyor. Siyasetçi bunları söyleyebiliyor, mizahçı da söyletebiliyordu.

Bedri Koraman gibi bir gazetecilik devini yakından tanımış olmanın mutluluğunu hep yaşadım. Milliyet gazetesinde onunla uzun yıllar birlikte çalıştım. Bedri Ağabeyin gözlemlediğim en önemli özelliği hiç kızmaz ama devamlı olarak kızdırırdı! Bazen bir politikacıyı, bazen yakın arkadaşını, bazen oda komşusunu bazen de hiç tanımadığı bir kadını…

Mesela bir gün birlikte Samsun’a uçuyorduk. O tarihlerde sigara yasağı yeni konulmuştu. Kahvaltımızı yapmıştık ki, Bedri Ağabey sigarasını yakıverdi. İki nefes çekti. Anında tepemizde bir hostes belirdi. Sinirlenmiş halini sahte bir tebessümle perdeleyen kabin amiri “Bedri Bey” dedi: -Bari siz yapmayın. Uçakta sigara içmek yasak biliyorsunuz…”

Bedri Ağabey büyük bir şaşkınlık yaşıyormuş yüz ifadesiyle “Aaa öyle mi?” diyerek sigarasını koltuğun kolluğunda bulunan kül tablasına sokuverdi. Yeni uygulamayı sahiden bilmiyormuş masumiyetine bir anda bürünüverdi. Sinirli hostes o anda kendini tutamayıp gülmeye başladı. Teşekkür edip giderken bile gülüyordu. Genç kadının yavaşça “sahtekar” dediğini ben duydum. Biraz önce kızdırdığı bir kadının bile gönlünü alabilmişti.

Bedri Ağabey kadınları severdi. Kadınlar da onu… Çizdiği erkekler gibiydi: Çapkın!..

Bir erkeğin nasıl “çapkın” unvanını alabildiğini onunla birlikte geçirdiğim zamanlarda yakından gördüm.

28 Şubat döneminde İslamcı tarikat şeyhlerinin cinsel yaşamları gizli çekim videolarla ortalığa savrulunca, Bedri Ağabeyin ilk tepkisi şu olmuştu:

-Biz senelerdir, süpürgeye sıçıp etrafa savurmuşsuz!

Haksız bir şöhrete sahip olduğunu ifade etmeye çalışıyordu. Bunu gidermek için Haslet Soyöz ile birlikte hazırladığımız sadece gazete içinde dağımı yapılan “BİZ” gazetesinin birinci sayfasına onu yerleştirmiştik: “Şehy Bedri!”

Viyana Milliyet Temsilcisi Ali Haydar Yurtsever Afganistan dönüşü sarıklı, cübbeli bir giysi getirmişti. Bedri Ağabey de onu giyip BİZ’e poz verdi. Eğlenceli çalışma ortamını severdi.

Bedri Koraman Türkiye’nin yakın tarihine çizgileriyle tanıklık etmiş, hatta kimi zaman da yön vermiş dev bir sanatçıydı.

Onu çok özleyeceğiz.

Hatırlarken de ağırlıklı olarak gülümseyeceğiz!..