SEÇİME ÜÇ VAR

7 Haziran’a üç gün kaldı.

Olası sonuçlar konusunda herkes kendi mizacına, isteğine, bilgi birikimine göre bir şey söylüyor.

Az çok görüş birliğinde olunan olası sonuç iktidardaki partinin küçümsenemeyecek ölçüde oy yitireceği(yüzde kırka doğru gerileyip belki onun da altına düşeceği), ana muhalefet partisinin yüzde otuza doğru yükseleceği, MHP’nin bir miktar oy kazanacağı, HDP’nin seçim barajı denilen faşist engeli aşacağı yönünde.

Bu yaklaşık olarak çoğunluk görüşünde bir tek MHP’nin oylarını arttıracağı konusunda kuşkuluyum.

Çünkü yöneticilerinin keskin demeçleri dışında bunu hak edecek bir muhalif etkinlikleri görülmedi.

Normal koşullarda iktidardan tepetaklak düşmesi ve yöneticileri yargı önüne götürülmesi gereken AKP’nin, seçimden birinci parti olarak çıksa da iktidarını aynı oy oranıyla sürdürmesi olağan dışı bir durum olur.

CHP ön seçim gerçekleştirmesi ve seçim bildirgesiyle önemli puan kazandı. Onun da oylarını arttırmamamsı olağan dışı bir sonuç olacaktır. (Ben oylarını önemli ölçüde arttıracağı kanısındayım.)

HDP’nin ajandası bence öncelikle özerklik, ardından bağımsızlıktır..

Buna karşın bu partinin barajı aşması gereklidir, aşmalıdır ve aşacaktır da.

Bu konuda bana sövüp sayanların yanı sıra, alkışlayanlara da bir çift sözüm var.. Ben hiç kimseye bu partiye oy verin ya da vermeyin demedim ve demem. Sadece kaygılarımı dile getirdim. Bu da bağımsız düşüncenin hakkı olsa gerek.

Yukarıdaki genellemelere Vatan Partisini ekleyeceğim. Bu partinin de toplumda ciddi bir karşılığı olduğu kuşkusuzdur ve seçimlerde bunun karşılığını görmesi beklenir. Önceki seçimlerden birinde barajı aşsın diye MHP’ye oy dilenen bir takım liberallerin ve solcu eskilerinin Vatan Partisine küçümseyici ve düşmanca bakışlarını anlamak kolay olmasa gerek…

***

Bu söylediklerimde her hangi bir yenilik olmadığını biliyorum.

Asıl söyleyeceklerime şimdi geliyorum.

Geçen yılın yazılarından birinde 2015’in ülkemiz için bir umut yılı olduğunu yazmıştım.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin bizim çevrelerde yarattığı karamsarlık havasına rağmen, ben bu inancımı daha da güçlenmiş olarak sürdürüyorum..,

Bu inancın nedeni şu ya da bu partinin önümüzdeki seçimdeki olası başarısı ya da başarısızlığı değil, toplumsal yaşamda duyumsadığım gerilimdir.

Ülkemiz Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu ölçüde bir pisliğe, yalana batmamıştı.

Fiziksel-maddi yaşamda olduğu gibi toplumsal yaşamda da nesnelerin bir dayanma, direnme sınırı vardır.

Ardından kırılma, taşma, parçalanma gelir.

Ülkemizin, pek çok insanımızın bu sınırda olduğunu hissediyorum.

Bu benim. kişisel isteğimin üstünde bir duyumsama…

Toplum bilimciler,ekonomistler böyle bir kırılma, taşma, parçalanma ve ardından gelecek dönüşüm sürecini kendi disiplinlerinin bilgisi ve sözcükleriyle açıklayacaklardır.

Ben bu olguyu bu bilgilerden çok daha fazla, yarım yüzyılı aşkın bir süredir ülkemizin bütün toplumsal dönüşüm süreçlerini yaşamış bir sanat adamı, bir şair olarak duyumsuyorum.

Bu kadar ahlak dışılığı hiçbir toplum daha fazla taşıyamaz. Kötülüğün önünde iyilik, zorbalığın karşısında cesaret, yalanın karşısında doğruluk daha fazla gerileyemez…

Önümüzdeki seçimlerin sonucu ne olursa olsun, parlamento asla aynı parlamento, Türkiye asla aynı Türkiye olamaz, olmayacak.

Toplumsal yaşam bütün alanlarda daha kararlı, daha bilinçli, daha gözü pek önderlerini bekliyor…

Bu önderler vardır ve yeni koşullarda yenileri de çıkmakta gecikmeyecektir…

Ülkenin üstüne çökmüş pis kokulu karanlığın yok olması; kötülüğün, yalanın, yurt hainliğinin zaten çürük temeller üzerindeki egemenliğinin yıkılıp gitmesi
inanın ki an meselesidir.

Yeter ki tek tek ve topluca daha kararlı, daha gözü pek olmayı; kötülüğün kaçınılmaz çöküşüne, iyiliğin önlenemez yükselişine inancımızı her zaman,her koşulda canlı tutmayı başarabilelim…