SEÇEMEMEK

Seçim yapmak önemli… Doğru seçimi yapabilmek daha da önemli… Ama ne yazık ki doğru seçimi yaparak, olması gerekeni başa getirmek hiç de kolay değil… Çok şey ister doğru seçimi yapabilmek.

En önce, bütünüyle aydınlanmak için yola çıkmış kocaman yürekler ister…

Sadece kendi menfaatini gözeten alçak zihniyetler yerine, ortak hedef ve amaçlar doğrultusunda yılmadan koşabilecek nice onurlu şahsiyetler ister…

Hayatı süresince küçük hesapların peşinden ayrılmayan kafalar yerine, büyük hayalleri ve idealleri olan büyük bir çoğunluğu arzu eder…

Aksi halde yapılan seçimin tek bir sonucu vardır: Seçememek!..

***

7 Haziran akşamından itibaren evlerde, sokak aralarında ve ekranlarda konuşulan tek şey matematikti. Bir sürü toplamalar yapıldı… Kombinasyonlar üretildi çokça… Elbette bunların da yapılması gerekliydi. Fakat her zamanki gibi yine asıl konuşulması gerekilen konulara değinilmedi. Esas olan meseleler gündeme getirilmedi.

Toplumun sahip olduğu ve her geçen gün daha da büyüyen eksileri hiçbir şekilde bu hesapların içine katılmadı…

Millet her zamanki gibi sadece yüceltildi. Takdir ve istikrar gibi artık klişeden de öteye giderek mideyi iyice bulandıran sözcükler yine dillerdeydi.

Toplumun bünyesine yerleşmiş ve ne yazık ki kronik bir şekilde büyüyerek tüm vücudu ele geçirmeye devam eden hastalık gerçeğini, kimse tam olarak dile getirmedi, getiremedi…

Her zamanki gibi yine büyük resme bakmak yerine, küçük resme bakılarak doğru bakış açısından ve eleştiriden uzaklaşıldı…

***

Bir ülke kalıcı olarak asla ve asla matematikle kurtulmaz, kurtulamaz… Toplumun gerçek manada huzura ve refaha kavuşması ancak ve ancak sağlıklı düşünebilen beyinler sayesinde olur. Bu amaca, bulanıklaşmayı mutlak suretle reddetmiş berrak zihinlerle ulaşılabilir.

“Kötü”nün “iyi”sini seçmek hiçbir zaman “kötü”yü iyi yapmaz… Teselli yorumları sadece günümüzü kurtarır; hiçbir şekilde geleceği aydınlatmaz…

Lafın kısası, eğer istediğimiz temeli sapasağlam bir kurtuluş ise, eleştiriye insanımızın ta kendisinden başlayarak, vaziyeti gerek psikolojik gerekse sosyolojik açıdan incelememiz gerekir. Bu vakitten sonra yapacağımız anketler partilerin oy yüzdelerini yansıtmak yerine, toplumun, oldukça hayrete düşürücü uyuşmuşluğunun derecesini göstermelidir.

Aksi takdirde, gelecekteki tüm seçimlerde sandıktan tek bir sonuç ve gerçek çıkar:

“Seçememek!..”