HÜKMEDEN EL, ÖLDÜREN AYAK!

İyilik, genel kabulün tersine aptallık değildir.

Dürüst olmak da eğriyi bilmemek değildir.

Hatta kötüyü ve eğriyi tanıyıp vereceği zararı önlemek için, hem doğru, iyi ve cesur, hem de çok akıllı olmak gerekir!

Devletlerin ya da devlet yönetmek için yola çıkan siyasal örgütlerin gizli çalışmaları, ister istihbarattan ibaret olsun, ister suikast dizini, çıkış ve varış noktasıyla casusluk eylemidir.

Gelin bugün sizinle « karşı casusluk » oynayalım ve 11 Haziran tarihli Cumhuriyet’in manşetinde yer alan Kirli Operasyon’u « casus mantığıyla» çözmeye çalışalım!

Erdem Gül’ün müthiş haberi, MİT’in malum TIR’larıyla Suriye’ye silah ve mühimmat sevketmekle yetinmeyip; silah ve mühimmat yüklü kiralık otobüslerle de IŞİD milisleri taşıdığı iddiasını içeriyor.

Haberci işi sağlam tutmuş, kiralanan otobüs şoförleriyle konuşmuş, « devlet işi yapıyorduk » diyen tanıkları var.

Eğer şoförlerin iddiası doğruysa, Türkiye’nin casusluk örgütü MİT, Suriye’deki Atme kampından Kobani’ye doğrudan geçiş yapamayan cihatçıları, mühimmat ve silahlarıyla birlikte ülkemiz üzerinden taşıyıp menzile ulaştırıyormuş…

Diyelim ki MİT’in insani yardım kamuflajı altında silah ve mühimmat taşıdığı kamyonlar, Suriye sınırında « gizli operasyon »dan habersiz devlet birimleri ya da «cemaate bağlı casusluk » örgütünün ihbarı sonucunda durdurulup arandı.

Ama kiralık otobüs olayında, « devlet işi » yaptırılan şoförlerin şakır şakır konuştuğu ya da konuşturulduğu operasyona « gizli », organize edene de « profesyonel » demezler!

***

Casusluk, herşeyden önce yasadışı ve « yakalanmazsa » sürdürülebilir bir meslektir.

Yakayı kaptırırsa yasa içine düşer, suç oluşturabilir!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın emrindeki Hakan Fidan’ın emrindeki MİT’in hem « milli » çıkarlara ne kadar hizmet ettiği açıklanamayacak biçimde tartışmalı, hem de güttüğü amaca ilişkin tüyler ürpertici olasılıklar içeren bu operasyonlar; Türkiye’yi uluslararası platformda « savaş suçu işleyen devlet» durumuna düşürmüşlerdir.

Daha da vahimi, devletin resmi casusluk örgütü aracılığıyla IŞİD’e « gizlice » verdiği iddia edilen destek ve yaptığı iddia edilen yatırım; artık HDP’nin 5 Haziran’daki Diyarbakır mitingine düzenlenen bombalı suikasttan bağımsız düşünülemez!

Gaziantep polisi, bombaları patlattıktan sonra yakalanan zanlının Adıyaman nüfusuna kayıtlı Orhan G. olduğunu, uzun zamandır Suriye’deki IŞİD saflarında savaştığını ve 2 Haziran’da bombalı saldırıyı gerçekleştirmek için Diyarbakır’a geldiğini ortaya çıkardı.

Zaman gazetesi de bu bilgileri içeren kapsamlı bir haber yaptı.

***

Orhan G. Diyarbakır’a varınca bir otele yerleşmiş, iki telefon hattı satın almış, saçlarını kazıtıp gözlük takmış. 48 saat sotaya yatmış. HDP mitinginin yapılacağı gün bombaları bir poşete koyup elinde sallaya sallaya İstasyon meydanına gitmiş, bir seyyar satıcıyla ahbaplık kurmuş. Seyyar satıcı da artık nasıl bir « dürüst » ise,« içinde uyuşturucu var, sende dursun, mitingden sonra alırım » dediği poşeti ona bırakmış ve toz olmuş.

Zaman gazetesinde, uyuşturucu diye bomba poşetine göz kulak olan seyyar satıcının patlamadan zarar görüp görmediğine ilişkin bir bilgi yer almıyor. Zaten diğer medyada da yok. En azından ben görmedim.

3 kişinin ölüp 402 kişinin yaralandığı saldırıda, patlamaya en yakın konumdaki adamcağızın durumunu doğrusu çok merak ediyorum!

Çünkü seyyar satıcı patlamada öldüyse, polis bomba poşetinin tezgahına bırakıldığı bilgisine nasıl ulaştı? Yok ölmediyse, bunca kayıp verdiren bir patlamanın merkezinden nasıl sağ çıktı?

Tabii polis, Orhan G.’yi yakaladıktan sonra konuşturmuş olabilir. Salt basından izlediğim gelişmelerde, benim gözümden kaçan ayrıntılar olabilir.

Ama açık istihbarat olgularını değerlendirdiğimizde, Diyarbakır’daki bombalı saldırının, zanlı yakalanmasına rağmen yanıtsız kalan pek çok sorusu ve belirsizlikleri var.

***

Gerçekte kaç bomba patladı, bir mi, iki mi?

Suikast tek suikastçının işi mi, yoksa başkası da var mı?

Zanlı, bomba poşetini « uyuşturucu poşeti » diye emanet ettiği seyyar satıcıya, hazır
bulmuşken neden askerlik anılarını da anlatmıyor?

İstasyon Meydanı’ndaki MOBESE kayıtları niye miting sırasında izlenmiyor da şimdi inceleniyor?

Niçin mitinge katılanların üstü aranmıyor?

Ordunun, polisin, MİT’in güya en dikkatli izlediği bir bölgede böylesi bir savrukluk, özel bir düzenek değil midir? Vb…

Kesin olarak söyleyebileceğimiz şu ki, HDP’nin Diyarbakır mitinginde patlayan bomba ya da bombalar, IŞİD’in Suriye’de kendisine destek verene vefa hizmeti olabilir.

Ne var ki MİT ile IŞİD arasındaki muhtemel yardımlaşmanın böylesine çabuk ve kolay deşifresi de Türkiye’de yaratılmak istenen kaos ortamına başka bir elin müdahale ettiğini gösteriyor!

Hükmeden El, bazen beyzbol sopası gösteriyor, bazen de «IŞİD sınırları fazla rahat geçiyor, » diye uyarıyor, Türkiye’yi.

Casusluk jargonunda oyuna hükmedenin el ayarına «hand governing » denir.

Sözde Türkiye’ye hizmet eden ayakların, dışarda destekledikleri odaklardan içerde nasıl bir hizmet talep ettiklerini görünce, hükmedenin el ayarına minnet besleyecek noktaya böyle böyle getiriliyoruz!

Her yaptığımın ve söylediğimin kayıt altına alındığı bir dünyada yaşamak istemiyorum.
Böyle bir düzeni desteklemeyi ya da kabullenmeyi reddediyorum.
EDWARD SNOWDEN

«G» NOKTASI

Gaziantep polisi, suikast zanlısı Orhan G.’yi bir süredir IŞİD’le bağlantısı yüzünden dinlediği İ.B.’ye patlamadan sonra telefon edip « hemen çıkmam gerek » deyince kuşkulanıp yakalıyor.

Suriye’den gelen bir IŞİD suikastçısı, Diyarbakır’da konuşlanmış bir IŞİD cihatçısını arıyor.

Demek ki Diyarbakır’da sotaya yatmış IŞİD casusları var.

Geçen kurban bayramı, İstanbul Ömerli’de toplu namaz kılan IŞİD cemaatini anımsayın…

Demek ki memleket, sotaya yatmış IŞİD elemanı kaynıyor.

Muhalefet partileri koalisyon yaparız yapmayız diye tartışadursun, « casuslar koalisyonu » çoktan işbaşında ve ülkeyi kana bulamak için emir bekliyor!