ADAM OLMAK GEREK!

Körleşmiş bir toplum… Kulakları ağır işitiyor. Hiç duymamak için daha da çabalıyor. En başta kendine olan saygısını ve sevgisini kaybetmiş; saygısız ve sevgisiz bir şekilde dolanıyor etrafta. İyiyi ve güzeli istemeye ne isteği var ne de mecali… Korkudan telef olmuş her bir yanı…

Okumuşu da, okumamışı da aynı cahil…

Zengini de, fakiri de aklen ve fikren sefalet içinde…

Çalışanı da, emeklisi de mutsuz, umutsuz ve kaygılı…

Genci de, yaşlısı da aynı bitkinlik içerisinde; ne bağıracak, ne yürüyecek, ne de çığlık atacak halleri kalmış…

***

Bu durum bir tesadüf değil. Bu noktaya gayet bilinçli bir şekilde geldik. Hiçbir ciddi uyarıyı duymak istemedik. “Bak arkadaş, olmaz böyle; yanlış yapıyorsun!..” gibi hayati ikazlara daima kulak tıkadık. Sanki dünyanın en akıllısıymış gibi davranmak çok hoşumuza gitti. Bir gece olsun, yastığa konan hiçbir baş, günün özeleştirisini yapmaya yeltenmedi.

Her işimizde kolaya kaçtık. Düşünmek, öğrenmek, bilmek için uğraştığımız pek görülmedi. Bu yüzden hiçbir şey üretemedik, özellikle de son zamanlarda… Ne düşünce üretebildik, ne fikir üretebildik, ne bilim ne de sanat… Bu hareketsizliğimiz ve üretemezliğimiz her yerimizi uyuşturdu. İşte bu uyuşmuşluk yüzünden ayağa kalkmakta bile zorlanıyoruz; ayaklarımız tutamaz oldu… Dilimiz doğru düzgün dönmüyor artık… Konuşmalarımızdaki ve tartışmalarımızdaki anlamsızlık işte tam da bu yüzden…

Gözlerimizdeki ışıltı, giderek yerini bulanıklığa bırakmaya başladı… Göz kapaklarımız kapandı kapanacak, az kaldı.

Hislerimizi de kaybetmeye başladık… Dokunamaz olduk birbirimize… Çok zaman olmadı mı gülüşlerimizdeki sıcaklığı hissetmeyeli?…

En son ne zaman birbirimize samimiyetle yaklaştık?…

Hatırlayanınız var mı?…

***

Hislerini yitirmeye başlamış bir toplum ruhunu teslim etmeye adım adım yaklaşır. Ama işin kötüsü öyle hemen teslim etmez ruhunu, ettirmezler… Önce felçli bir şekilde komada uzunca bir müddet kalmaya mecburdur. En acısı da budur işte… Daha çok acı çeker… Her gün biraz daha ölür… Biraz daha yok olmanın berbatlığını yaşamak zorunda kalır anbean… Her güne yeni bir azap eşliğinde uyanır… Çaresizliğin acısını, geçen her saniye biraz daha fazla yaşar… Mahvoluşun kısa ve hazin bir hikâyesidir bu.

O halde, henüz az da olsa bir taraflarımız tutuyorken ve dünyada komaya girmiş birçok felçli örnek karşımızdayken kendimize gelmemiz lazım… Bundan böyle silkelenip, hayata tüm var gücümüzle tutunmamız gerek… Sadece tüketmek yerine üretmeyi yeğlemek gerek…

Yani, özetle;

Felçli bir halde komaya girip, o buz gibi havayı solumamaksa niyetimiz;
Adam olmak gerek!…