MAHŞERİN DÖRT ATLISI

Türkiye 7 Haziran seçimleri sonrası yeniden kendi dar kapanına sıkışıp koalisyon tartışmalarına kilitlenmişken aslında bizi de çok yakından ilgilendiren 4 küresel soruna biraz odaklanmakta yarar var:

Göç: Savaştan ve ölümden kaçan binlerce Suriyeli ailenin tel örgülerin ardındaki yürekler paralayıcı görüntüleri Akdeniz’de kaçak göçmen taşırken batan tekneden çıkartılan cesetlerin, köle olarak alınıp satılan Yezidi kadınların dramları ile iç içe geçiyor… İnsanlığın en eski eylemlerinden biri olan göç, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda hâlâ en temel sorunlardan biri. BM verilerine göre 250 milyon göçmen doğdukları ülkelerden farklı yerlerde yaşıyor ve çalışıyor. Aynı göç hızının sürmesi halinde 2050 yılında bu sayının 450 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Ve ne yazık ki bu konuda uluslararası bir göç politikası şekillenebilmiş değil. mülteci bekleme kamplarında yıllarını geçiriyor insanlar. Göç alan ülkelerin çoğunda yabancı düşmanlığı giderek artıyor. Ve çoğu zaman ırkçı partiler bu yönde politikalar uyguluyorlar.

Ülke borcu: En çarpıcısı komşumuz Yunanistan’ın başına gelenler. Avrupa Birliği liderleri Yunan hükümetiyle kedinin fareyle oynadığı gibi oynamayı sürdürüyor. Üstelik Yunanistan’ın kreditörlerinin taleplerinin yarısından fazlasını yerine getirmesine karşın. Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz project-syndicate.org’da yer alan son makalesinde “Almanya ve diğer kreditörlerYunanistan’ı hâlâ başarısızlığı kanıtlanmış ve çok az sayıda ekonomistin uygulanabileceğini düşündüğü bir programa imza atmaya zorluyor” diyor. Devlet borcu sadece Yunanistan’a özgü değil. Geçen yıl Arjantin’in karşılaştığı borç krizinin arkasında yatan sorunu yaratanlar, “leşci fonlar” diye de tanımlanan fonlar, özellikle de ABD hedge fonları ve ABD mahkemeleri olmuştu. Bir diğer örnek de Ukrayna’dan. Rusya’nın iki yıl önce 2015 sonunda ödenmesi şartı ile Ukrayna’ya verdiği 3 milyar dolarlık borcun geri ödenmeme ihtimali iki ülke arasında krize dönüştü. Stiglitz, devlet borçlarının yeniden yapılandırılmasında uygulanabilir bir “uluslarararası hukuk” boşluğu olduğunu, yeni bir yapılanmanın kendisi de hem kredi veren hem de kreditörlerin sözcülüğünü üstlenen IMF’nin tekeline bırakılmaması gerektiğini, borçların geri ödenmesinde ana çerçevenin toplumların yaşam gereksinimleri de göz önünde bulunarak BM önderliğinde yapılması gerektiğini vurguluyor. Türkiye’nin de en borçlu 26 ülke arasında bulunduğunu hatırlatalım…

İşsizlik: Dijital ekonomi ve teknolojik gelişmeler tüm dünyada yeni iş modellerini ortaya çıkartırken geleneksel birçok sektör yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Yeni beceriler geliştirebilenlerin, yeni iş alanlarına adapte olabilenlerin yolu açık ancak şurası da bir gerçek ki, dünyanın hemen her yerinde milyonlarca insan gerek eğitim gerekse çevresel koşullardan dolayı bu yeni küresel döneme hazırlıklı değil. Sayıları artan işsizler daha az ücretle, daha çok çalışmaya razı oluyor. Bunun ayırdında olan ülkeler eğitim politikalarını bu doğrultuda yeniden şekillendirirken sosyal politikalarda da radikal dönüşümlerin yaşanması bekleniyor.

Kimlik siyaseti tuzağı: Tüm dünyada eşitsizliklerin giderek artması, küreselleşen işgücünün krizi, insanların gelecek hayalleri bile kuramıyor oluşu bir yandan insanları hak aramak için sokaklara çıkartırken bir yandan da halklar kimlik siyaseti tuzağına çekiliyor. Dini ve etnik kimlikler üzerinden yapılan siyaset giderek küreselleşiyor. Sünniler Şiileri, Şiiler Sünnileri boğazlıyor, Boko Haram, IŞİD gibi örgütlerin vahşi eylemleri sürürken bir yandan da Avrupa ve diğer ülkelerden gençler bu örgütlere katılıyor… 
Türkiye mahşerin bu 4 atlısının tam merkezinde. Bozulmuş ekonomisi, artan işsizliği, Suriyeli göçmenleri ve siyasi bölünmüşlüğü ile… Ve bir nokta daha: Tüm bunlara duyarlı politikaları ancak sol partiler geliştirebilir.