İKİ UZUN GÜN

Yürüyorlardı… Birçok koldan geçmişlerdi yürüyüşe… Takvim yaprakları 15 Haziran 1970’i gösteriyordu…

Her şey aynı yıl çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi ve Grev ve Lokavt Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklikler öngören tasarının iktidardaki Adalet Partisi ve muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nin işbirliği ile önce TBMM’den, sonra da Senato’dan geçirilip yasalaşması üzerine başlamıştı.

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın onaylamasıyla 11 Haziran 1970 günü yeni yasal düzenlemeler yürürlüğe girmişti. Amaç, Türk-İş’ten Devrimci İşçi Sendikalar Konfederasyonu – DİSK’e işçi akışının önünü kesmekti.

DİSK, kendisine bağlı sendikalar ile yeni düzenlemelere tepki göstererek 17 Haziran günü için büyük bir miting düzenleme kararı almıştı. Ne var ki işçilerin sabırları taşmıştı. Miting gününü beklemeden 15 Haziran sabahı işyerlerini terk ederek E5 karayolu güzergâhında Kadıköy’e doğru yürüyüşe geçtiler. Eylemler önce Anadolu yakasında, Kartal çevresindeki fabrikalarda başlamıştı; yürüyüş ilerledikçe çok sayıda fabrikadan toplu katılımlar oluyordu.

On binler yürüyordu…

Bir başka yürüyüş kolu da Beykoz ve Paşabahçe’de oluşmuş, Üsküdar’a doğru yürüyüşe geçmişlerdi.

Aynı saatlerde Avrupa yakasında da eylemler başlamış, Bakırköy- Topkapı-Sağmalcılar güzergâhında binlerce işçi yürüyüşe geçmişti.

O gün saat 17.00’ye kadar süren eylemler ertesi gün de sürecekti.

16 Haziran günü Gebze’den yola çıkan işçilere Kartal’dan katılımlarla o güne kadar benzeri görülmemiş dev bir kitle oluşmuştu. On binlerce işçi Bağdat Caddesi üzerinden Kadıköy İskele Meydanı’na ulaştı.

Karşı yakada ise Topkapı kesiminden gelen kollar birleşerek Aksaray üzerinden önce Sultanahmet’e, oradan Cağaloğlu’nda bulunan Valilik önünden geçip Eminönü’ne aktılar.

Devlet, bu dev kitlesel eylem karşısında çaresiz kalmıştı. 15 Haziran akşamı İstanbul’da ilan edilen 60 günlük sıkıyönetim, ertesi günkü eylemlerin önünü kesemedi. Tam tersine yasaklama işçilerin kararlılığını daha da keskinleştirmişti. Valilik, yürüyüşçülerin Beyoğlu tarafına geçerek orada oluşan yürüyüş kollarıyla buluşmasını engellemek için Haliç köprülerini açtırdı.

Resmi verilere göre yürüyüş eylemlerine iki günde 75.000 işçi katılmıştı. Sanayileşmenin kırk beş yıl önceki düzeyi düşünülecek olursa bu çok önemli bir sayıydı.

Aynı zamanda o yıllardaki sendikalaşma düzeyinin bugünün çok daha üzerinde olduğu da anımsanmalıdır.

Söz konusu yasalara gelince… Türkiye İşçi Partisi bu yasa değişikliklerinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. Bu arada yasa değişikliklerinin TBMM’den geçmesi için Adalet Partisi’ne destek veren CHP de Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmıştı. Mahkeme bu başvuruları karara bağlayarak yeni düzenlemeleri iptal etti.

Önce 12 Mart 1971, sonra da 12 Eylül 1980 darbeleriyle birlikte sendikal özgürlükler tırpanlandı, sömürü düzeni pekiştirildi. Devlet desteğiyle emek, sermayenin payandası olan Türk-İş’e yönlendirilerek işçi sınıfı büyük ölçüde işverenlerin insafına terk edildi.

15-16 Haziran 1970 işçi eylemleri benim kuşağımın belleğinde bir “umut” olarak derin izler bıraktı.

Yazımı noktalarken o uzun iki günde sınıfının davası için can veren Mutlu Akü Fabrikası’ndan Yaşar Yıldırım, Vinleks Fabrikası’ndan Mustafa Bayram, Cevizli Tekel Fabrikası’ndan Mehmet Gıdak ile bu eylemlerden sonra direnişe geçen Gislaved Fabrikası işçilerinden Hüseyin Çapkan’ı saygıyla anıyorum.