MAVİ UYGARLIK

Baskın, ister yelken dönemi olsun, ister makine dönemi, bir donanma ya da filonun denize çıkmadan, limanda savaşa hazırlıksız yakalanması ve imha edilmesidir.

Yelken döneminde bazı donanma ve filoların, savaşı limanda demirliyken sahil topçu bataryalarının koruması altında kabul ettikleri de görülmüştür. Ancak denizden gelen düşmanı bu şekilde yenebilen bir donanma olmamıştır.

Osmanlı Donanması’nın limanda yakalandığı ve savaşamadan imha edildiği üç önemli baskın vardır: 6 Temmuz 1770 Çeşme, 20 Ekim 1827 Navarin ve 30 Kasım 1853 Sinop baskınları.

Çeşme baskınında, Rus Baltık Donanması, Osmanlı Akdeniz Donanması’nı İzmir Çeşme’de yaktı. Sonucunda Ruslarla imzalanan antlaşmayla Karadeniz’deki mutlak Türk deniz egemenliği ortadan kalktı. Azak Denizi ve Kerç Boğazı’nın kontrolü Ruslara geçti ve Kırım’ın kaybedilme süreci başladı.

Denizlerde gerileyen Osmanlı, Rusya için jeopolitik hedef, daha doğrusu yem oldu.

Çeşme baskını sonrası Ruslarla 1917 yılına kadar pek çok kez savaşıldı. Hepsini kaybettik.

***

Çeşme baskını, Türklerin denizcilik tarihinin en ciddi trajedisidir. Kalyon döneminin en büyük yenilgisidir. 18.Yüzyıl boyunca hat gemilerinde, yani kalyonlarda gerçekleşen taktik ve teknik gelişmelerden geri kalınarak, bilgisizlik ve ilgisizlikle körüklenen personel yetersizliğinin somut sonucudur.

Navarin baskınında, Fransız, İngiliz ve Rus ortak donanması, Osmanlı-Mısır ortak donanmasını yaktı. Bu olaydan üç yıl sonra Yunanistan devleti kuruldu ve imparatorluğun Balkanlar’da çözülme süreci başladı. Yunan isyanının ilk eylemi, Sakız Adası’nda yaşanmıştı. Yunan asiler, Sakız Limanı’nda yatan Türk filosuna, beş yıl önce 18 Haziran 1822’de baskın yaparak iki gemi batırmıştı.

Navarin baskını, Yunanistan’ın doğumu ile Osmanlı’nın deniz bağlarından kopuş sürecinin başlangıcıdır. Navarin sonrası üç yıl içinde Fransızlar Cezayir’e büyük bir donanma gücü ile saldırarak el koydu. Garp Ocakları denizciliğinin kalesi olan bu Osmanlı eyaletinin elden çıkışını, Osmanlı devleti sadece protesto etti.

***

Sinop baskınında, İngiliz Amiral Cochrane danışmanlığında, Rus Amiral Nakhimov komutasındaki Karadeniz Filosu, Osmanlı Karadeniz Filosu’nu yaktı. Sonucunda Kırım Harbi tetiklendi. Osmanlı, Avrupa devletleri ile müttefik oldu ve ekonomik bağımsızlığını tamamen kaybederek Düyun-u Umumiye kontrolünde bir sömürgeye dönüştü.

Buharlı gemiler, 1827’den itibaren dünya donanmalarında yer almaya başladılar.

1861-1876 arasında hüküm süren Sultan Abdülaziz tahta çıktığında, Osmanlı maliyesinde ayakta kalan hiç bir şey yoktu. İngiliz tüccarlar ve İngiliz korumasındaki Yahudi finansörler, Osmanlı ekonomisine tümüyle egemendiler.

Abdülaziz, İngiliz soygununu sınırlayabilmek, belki de durdurabilmek için iki şey yaptı.

Birincisi, en ince ayrıntısına kadar planlayıp yoktan var ettiği güçlü bir donanmaya sahip oldu. İlk kez Avrupa devletleri örnek alınarak Bahriye Nazırlığı onun zamanında, 12 Mart 1867’de kuruldu.

Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de güçlü bir Osmanlı Donanması, tüm Hıristiyan Batı’nın Ortadoğu üzerine kurduğu planları çökertiyordu.*

*CEM GÜRDENİZ, Mavi Uygarlık (Kırmızı Kedi Yayınları, 2015)

***

Cem Gürdeniz’in yukarda alıntılar yaptığım « Türkiye Denizcileşmelidir » alt başlıklı kitabı, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne denizcilik tarihimiz hakkında yazılmış kuşkusuz en ayrıntılı eser.

El yordamıyla yaptığım bazı saptamaların Mavi Uygarlık’ta doğrulandığını gördüm. Daha da kötüsü, gerçekleşmesinden korktuğum bir öngörünün de ne yazık ki, hem de düşündüğümden daha kısa sürede doğrulanacağını anladım.

Dört tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, denizci toplum olmadan ne denizlerine, ama ne de karasına sahip çıkabileceğini düşünürdüm. Cem Gürdeniz, kitabında Osmanlı’nın denizlerdeki egemenliği bittiği için ve bittiği zaman kara parçalarını da yitirmeye mahkum olduğunu en rasyonel kanıtlarıyla ortaya koyuyor.

İkinci saptamam, tarihten bugüne bu coğrafya üzerine oynanan satrançta ne kuralların, ne de rakip takımların hiç değişmediği; ancak Türkiye’nin asla dış düşmanlar tarafından değil, hep içerdeki « kullanışlı aptallar » ya da düpedüz hainler tarafından yenileceğiydi.

***

Cem Gürdeniz’in yazdıkları doğruluyor:

«Sultan Abdülaziz’in kurduğu donanma, II. Abdülhamit tarafından Haliç’te çürümeye terk edildi. Bu durum, dünya deniz tarihinde ilk kez görülüyordu. Genelde düşman ülkeler, birbirlerinin donanmasının kuvvet yapısını savaş zamanı yok etmeye çalışır ve savaştan galip çıkan devlet, karşı tarafın savaş gemilerini savaş tazminatı olarak teslim alır, sonuçta bu gemileri ya kullanır ya da batırırdı. Osmanlı donanması, kendi milletinin elleri ile kendi kendisini yok ediyordu. »

Gerisini hepimiz biliyoruz…

Gelin de Türk Deniz Kuvvetleri’nin Balyoz’du, Casusluk’tu diye düzmece davalarla imha edilmesini düşünmeyin!

Parçalanmış gemiye tüm rüzgarlar tersten eser.
Fransız Atasözü

«G» NOKTASI

Şimdi anlıyorum ki Türkiye’nin en değerli denizci komutan ve subaylarına kurulan yargı kumpası, açık seçik bir amaca hizmet ediyordu:

ABD’nin iradesiyle var edilmekte olan Kürdistan’ın denize açılması ve Doğu Akdeniz’deki doğalgaz ya da petrol sahalarının İsrail denetiminde Batı’nın egemenliğine geçmesi…

Nitekim başardılar.

Düpedüz aptal olmadığı zaman cahil, yolsuz, fırsatçı ve benmerkezci kaptanların tarihten hiç bir ders almadan çizdiği rota belli…

Osmanlı İmparatorluğu nasıl parçalanıp yıkıldıysa, Türkiye Cumhuriyeti de öyle parçalanıp yıkılmaya doğru, pupa yelken gidiyor.

Ya sonrası? Türkiye yıkıldıktan sonra nasıl bir yer, bizler ne oluruz? Bilmem ki…

Bir roman yazdım gerçi: Destina. Yıl 2026, yer Birleşik Kıbrıs, kimse Türk’üm demiyordu artık…

Daha şimdiden, Türkiye daha yıkılmadan, aman milliyetçi diyecekler, aman ırkçı sanacaklar korkusuyla Türk’üm diyebilen pek kalmadı.

Yine de bilemem.