İNEKLERİN MELEĞİ!

Bayılmadan bitirebilirsem, okuyacağınız bu yazıyı size bir cehennemin tam ortasından, Paris’ten yazıyorum, sevgili okurlarım.

Cehennemin güzeli de varmış; çünkü güneşle yıkanan Paris, gece ona kadar kararmayan masmavi göğünün altında ‘dünyanın en güzel kenti’ tanımını en çok hak ettiği yaz günlerini yaşıyor.

Ama yanıyor.

Çatır çatır yanıyor!

Havanın rengi, sarı sıcak. Bir haftadan beri 37 derece deniyor, 44 hissediliyor.

Herkes, herşey ağda kıvamında. Yapış yapış.

Ölenler, bayılanlar ibadullah.

Dayananların hepsi, kaynar suda haşlanmış istakoz suratlarıyla her an patlayabilir kan basıncı sınırlarında geziniyor.

Tabii eğlenen de çok. Kentin tüm çeşme ve havuzlarında ‘Dolce Vita’ manzaraları yaşanıyor. Tüm yasaklara karşın Seine nehrine ve özellikle Villette’teki su havzasına ‘korsan dalış’lar düzenleniyor. Sosyal medya üzerinden örgütlenen gençler, nehrin ya da havzanın son anda belirledikleri noktasında buluşup derin ve serin sulara atlıyor, sahil güvenlik botları gelene kadar birlikte yüzmenin keyfini çıkarıyorlar.

***

Şık kahvelerin müşterileri, düzenli aralıklarla sıkılan soğuk buharla ferahlıyor. Yelpaze, vantilatör ve klima satışları patladı.

Ben de nane limon satışını patlattım. Kaseler dolusu naneli limonata içmekten, sarı sıcakta yeşilimsi bir renk aldı suratım. Herkesin alı al moru mor dolaştığı bir ortamda yeşil ten, ferahlık farkı olarak hiç de fena durmuyor!

Aslında yanan salt Paris değil. Tüm Fransa aşırı sıcakların etkisi altında ve on yıl önce böyle bir sıcak dalgasının binlerce can aldığı, henüz unutulmadı. Dolayısıyla medyanın bir numaralı gündemi, halkı serinletmeye ve ferahlatmaya yönelik haberler.

İşte bu haberlerden biri, ülkenin Kuzey Batı’sındaki Picardie bölgesinin denize nazır Somme eyaletinden geldi.

Somme, 571 bin 154 nüfusu ve 6170 km2 yüzölçümüyle bir dünya cennetidir. Adını ortasından geçen Somme nehrinden alır, merkez ili Amiens’tir ve sakinlerine, Türkçe okunuşuyla ‘Samaryen’ denir. Çünkü Somme nehrinin eski Gal dilinde söylenişi, Samara’ymış…

Doğaya saygılı bir halk olan Samaryenleri iyi tanıyorum, çünkü iki yıl önce çevreyi mahvedecek entansif bir sığır üretim çiftliğinin eyaletlerinde kurulacağını öğrendiklerinde dünya başlarına yıkılmıştı. Hemen örgütlenmiş ve Fransa’yı ayağa kaldırmışlardı.

Bölgenin toprağını, suyunu, havasını kirletecek ve antibiyotikle zehirlenmiş hayvanlar üretecek bu ‘inek fabrikası’nı istemiyorlardı!

Gerçekten de ‘inek fabrikası’ydı söz konusu çiftlik. Çünkü Amerikan çiftliklerini taklit eden 1000 büyük başlık tesiste, sanayi yemleriyle kapalı mekanlarda ve suni ışık altında kıpırdatmadan tavuk gibi yetiştirilecek zavallı sığırların; eti, sütü ve suni döllenmeyle doğurtulan süt danalarını ‘işlemenin’ yanısıra, kabalığımı bağışlayın, osuruklarıyla salacakları metan gazından da 1.3 megavat elektrik üretimi öngörülmüştü…

Tesis özel mülkiyet üstüne inşa edildiği için Samaryenler, tam değil de yarı yarıya kazandılar dişe diş verdikleri ‘istemezük’ savaşını. Devlet, yöre halkıyla yatırımcı arasındaki anlaşmazlığı ikiye böldü ve 1000 değil, 500 baş hayvan barındırmasına izin verdiği fabrika, 2014’te açıldı. Ama adı ‘Bin İnek Çiftliği’ kaldı…

***

Meğer Samaryenlerin savaşımı, için için yanan bir közmüş, katiyen sönmemiş.

Somme’un hanım kaymakamı Nicole Klein da çevreci çiftçilerden yanaymış meğer!
Hafta başında, daha bir yılını doldurmayan inek fabrikasının ‘ölçülere uygunluğu’nun denetlenmesini emretmiş. Denetçiler bir de ne görsün?

‘Bin İnek Çiftliği’, 500 sığıra izin almışken 794 sığır barındırıyor!

Sen misin talimata uymayan inek fabrikası?

Kaymakam Nicole Klein, çiftliğe 15 bin Avro ceza kesti. Sahibi şirket 15 gün içinde fazladan barındırdığı 294 sığıra yol verecek ve yasal sürece uymakta geciktiği her gün için de 1500 Avro ceza ödeyecek.

Gelin de ferahlamayın!

Hayvanlara zulmeden, insanlara iyi davranamaz.
Mahatma Gandhi

‘G’ NOKTASI

Haber, sıcaktan bunalan Samaryenlerin yüreğini soğuttu. Ama bundan sonrası, tüm Fransız çevrecilerini serinlettiği gibi Parislilere de dondurma gibi geldi:

Brigitte Bardot, Fransa Tarım Bakanı Stephane Le Foll’a yazdığı nane tadında mektupla ‘1000 İnek Çiftliği’nin fazladan beslediği için kurtulması gereken 297 sığıra sahip çıktı ve pek çok kesim hayvanına kucak açan FBB’nin (Brigitte Bardot Vakfı) bu zavallı hayvancıkları ecelleri gelinceye kadar mutlu ve özgür yaşatmaya talip olduğunu bildirdi.

Şimdi Tarım Bakanı’nın BB’ye vereceği cevap bekleniyor.

Ben de birkaç yazılık tatile çıkıyorum, sevgili okurlarım. Sigortalarımı attıran gerçeklerden uzaklaşmaya ihtiyacım var. Serinleyince dönerim.