SANDALET HIRSIZI

Tapınakta tesbih çekenlerin ellerine sinekler konmaktaydı. Başlıkları yaldızlı, tahta, maun kolonlar gergef gibi işlenmiş, sonra bin kez boyanmış bir tavanı eğri tutmaktalardı. Ortada yana yatmış bir Buda, ayaklarının dibinde öd ağacı tüten buhurdanlıklara bakmaktaydı. Harmaniyesi ipekten bir rahip, gözlerini yere dikmiş ilahi okumaktaydı.

Bu ilahiyi yarım saattır dinleyen Kamuran’ın canı sıkılmakta, “O yoga hocasını dinlemesem, keşke Everest’e karşı meditasyon yapmak için Tibet’e gelmeseydim !” diye düşünmekteydi. Sıkıntısının bir nedeni de dün gece sandaletlerinin çalınmış olmasıydı. Herkesin sazdan yapılmış terliklerle dolaştığı tapınaklara mokasenle girmek tuhaf olmalıydı ki gelip geçen önce ayaklarına, sonra da yüzüne bakıyordu.

Birden kendinden geçmiş, ilahi dinleyen yüzlerce Tibet rahibinden birinin ayaklarında kendi sandalletlerini görür gibi oldu. “Ali Güven’in Bodrum sandaletleri değil mi bunlar?”

Baktı; kafası kazınmış, sarı harmaniyeli ve sandaletli brahman, tibetlilere benzemiyordu. Sifilis geçirmiş gibi kemeri çökkün burunlu, çipil bakışlı bu adamı gözü bir yerden kestirdi ama tam çıkaramadı.

Cemaat dağılırken seslendi:

-They are my shoes !

Adam İngilizce bilmiyordu. Kamuran da Tibetçe bilmezdi,”Van minüt !”deyiverdi. Herif dönüp bakmasın mı ?” Kamuran, adamı tanıdı: Yıllarca önce memleketten kaçıp kaybolmuş bir politikacıydı.

-Sandaletlerimi neden aldın? Ayakkabın mı yok senin?

-Abi, bu bende hastalık! Kleptomanmışım yürütmeden duramazmışım . Tibet’te bunu aküpunkturla gideren varmış. Ondan geldim.

Kamuran adama acıdı:

-Gel şurada bir çayhane var. Oturup konuşalım.

Adam çay içerken sordu:

-Abdullah nasıl? Sonra Melih?

-Abdullah Bey bir partinin başında, diğeri de kayboldu. Siz

şimdi budist mi oldunuz?

Adam sesini yükseltti, sanki promptere bakar gibi konuşmaya başladı:

-Nüfusunun % 99 u Budist olan bu ülkede bizim referansımız dindir! Tedavim bitince ruhbanlığı bırakacak, tibetlilere başkanlık sisteminin faydalarını anlatmaya başlayacağım!

Kamuran için bu kadar travma yeterdi, “Ben gidiyorum!”dedi.

Adam, yalvardı:”Aman burada olduğumu kimseye söyleme !”

-Sandaletlerimi geri versen söylemem.

Kamuran, sandaletlerine kavuşunca otele döndü, yattı. Uyandığında başına gelen felaketi kavradı: Rüyasında sabaha kadar o kleptomanla didişmiş, bütün gecesi zehir olmuştu. Bunca yılı mutlu mesut geçirdikten sonra şimdi eskisi gibi durmadan bu abusu mu görecek, yeniden her gece onun bağırıp çağırmalarını mı dinleyecekti?

Memlekette psikanaliz seansları, doktorların verdikleri depresyon ilaçları hiç bir işe yaramayınca bir dostu önerdi:

-Tibet’te bunu akupunkturla gideriyorlarmış!