YAKILACAK ÇOCUKLAR!

Tehcir kararnamesi Merzifon’a Haziran 1915’te resmen tebliğ ediliyor. Ama bu tarihten önce kentte tutuklamalar başlamıştır. İlk olarak Ermenilerden 50 kişi tutuklanır. Sivas’a götürülür.

“12 Haziran’da tutuklanan 15 Haziran’dan itibaren fiziksel olarak saf dışı bırakılır. 300 erkekten oluşan ilk grup Çorum yolu üzerindeki Elek Deresine götürülür. Bu kafileye Kaymakam Faik Bey, Jandarma komutanı Mahir bizzat refakat etmektedirler. Ermeni erkekleri burada soyundurulur. Ve baltalarla parçalanarak öldürülür.” (Ermeni Soykırımı/Raymond Kevorkian Sayfa: 639 İletişim Yayınları)

Kitapta anlatılan hikayeler ve verilen ayrıntılar, dönemin resmi yazışmaları, mahkeme tutanakları, güvenlik raporlarına dayandırılıyor. Ancak aradan 100 yıl geçse de bölgede yapılacak bir incelemede ikinci tanıklar üzerinden bu hikayelere ulaşmak mümkün.

Bir süredir çalıştığımız bu konuyla ilgili belgesel için Anadolu’nun küçüklü büyüklü yerleşimlerini dolaşıyoruz. Yukarıdaki “baltalı katliamın” izlerine ulaştık. Adı iki kez değiştirilmiş olan Kürt Elbizi köyünün 80-85 yaşlarında sakinleriyle sohbet ettik.

İsmi bizde saklı olan köylüye sorunca isim vererek anlatmaya başladı:

-Şöyle ilerde bir tepe var, altından Derin Dere geçer. Gavurları orada kesmişler! Harp zamanı, babam anlatırdı. Bizim köyde Çavuş vardı, Ali Verdi’nin kardeşi. Komutan getirip ona teslim etmiş, çavuş ya, harp bitmiş gelmiş köyüne… Bir gavur Çavuşa ‘al sana şu kadar para bana kıyma, bırak gideyim’ demiş. Çavuş onu kenara ayırmış. Hepsini kesmiş. Sonra ona dönmüş, süngüsüyle onu da öldürecek. Gavur birden yerinden kalkıp ona sarılmış. Beni öldürme diye. Emme onu da öldürmüş. O gece evine gelmiş, korkuyormuş. Birkaç gün sonra ölmüş. Çok günah aldı. Ondan ölmüş diye anlatırlardı.

İkinci köylü ise yaşı daha büyüktü “siz defineci misiniz?” diye sorduktan sonra ekliyor:

-Bu aşağıdaki derede gavurlar üst üste yığılmışlar. Üzerinde hep kuzgunlar. Gagalıyorlar. Bizim büyükler gidip böyle ceplerine bakmışlar, altın falan var mı? Ama yok. O zaman bile yokmuş. Siz şimdi hiç bulamazsınız!

Anadolu’da hala yaşayan Ermeni aileler var. İnanılmaz gibi geliyor ama gerçek… Nasıl kalabildikleri ise dönemin temel koşullarından birine bağlı:

-O zaman bizim büyüklerimiz Müslüman olmayı kabul etmişler!

İçinde bulunduğumuz yıl 87 yaşını süren bir kadın Türklerin iyi insanlar olduklarını anlatmak için bir örnek verdi:

-Merzifon’da anneleri babaları götürülen küçük çocukları bir Ermeni evinin üst katına toplamışlar. Alt katına da odunlar yığıyorlarmış. Nasıl olduysa biri Doktor Ahmet Hamdi Beye haber vermiş. Doktor gelmiş. Onlara bir bağırmış:

-Yaptığınız rezillikler yetmedi de bir de bunu mu yapacaksınız?

Çocukları oradan kurtarmış. Bunu bana oradan kurtulan biri anlattı. Daha dört yıl öncesine kadar şurada yaşıyordu. Ben ondan duydum.

Kurtarıcı Dr. Ahmet Hamdi’nin adı bugün Merzifon’da Ermeni Kilisesi’nin (Kültür Merkezi) bulunduğu sokağa verilmiş.

Ermenilerin şükranla andıkları Dr. Ahmet Hamdi gibi vatandaşlarımız yüzümüzü ağartıyorlar.

Ama ya diğerleri?

Çoğunlukta olanlar!..

Yakarız bilirsin!

Türkiye’de her 2 Temmuz’da Sivas Madımak alevleriyle bir kez daha yürekler yanıyor, sessiz çığlıklar boğazlarda düğümleniyor, göz pınarlarından taşıyor. Tıpkı Zeynep Altıok Akatlı’nın bu yıl katıldığı anmadaki gibi…

Sivas’ta 1993 yılının 2 Temmuz günü son derece planlı bir “harekatla” sol, sosyalist, Alevi aydınlar, sanatçılar kaldıkları otelde yakıldılar.

Devlet saatlerce bekledi, eylem başarıya(!) ulaşsın diye… Koskoca ordusu binlerce polisi olan devlet durdu, gericiler de vurdu! Neden beklediği ise ertesi gün basının amiral gemisi Hürriyet’in manşetinde ortaya çıktı:

“Sivas’ta Aziz Nesin İsyanı!”

Sivas’ta suçlu belirlenmiş ve ilan edilmişti!

Madımak herkesin gözleri önünde yaşandı. Televizyonlar gün boyu çekim yapıp saat başı yayınladılar.

Bu kadar somut bir gerçek ortadayken, geçmiş yıllarda yapılan katliamlar söz konusu olduğunda hep bir ağızdan haykıran “birlik ve beraberlik” korosu:

-Türkler kimseyi katletmediler! derler.

Nasıl inanacağız?