YANMADAN AYDINLIĞA ÇIKABİLMEK

2 Temmuz. 22 yıl önceydi. Sanki dün gibi. Her anını anımsıyorum. Sonraki günlerde“evet ama” ve “ancak”lı açıklamaları yapanları, “Aziz Nesin de çok oldu…” diyenleri de… 


Bugünkü duruma gelmemizde, o “ama”lı, “ancak”lı bahanelere sığınıp katliamı yok sayanların rolü büyük. 
O günden bugüne: 
Türkiye’nin referansları daha çok dine yöneldi. 


Yobazlık arttı. Köktendincilik, bağnazlık, mezhepçilik arttı. 
Kadına karşı tahammülsüzlük, kadına karşı şiddet, kadın cinayetleri, çocuk gelinler çoğaldı. Kızların okula gitmesi azaldı, evlilik yaşı düştü, resmi nikâh mecburiyeti kalktı, imam nikâhı yeter dendi. 


Eğitimde adım adım karşıdevrim uygulanır oldu. 
Anadolu Müslümanlığı, Arap Müslümanlığına dönüştü. 
Suçluların “zamanaşımı”ndan yırtmasını dönemin Başbakanı Erdoğan, “Milletimize hayırlı olsun” diye alkışladı. 
Yanmadan aydınlığa çıkacağımız günleri beklerken sizleri Aziz Nesin’in Sivas katliamı yazısıyla baş başa bırakıyorum: (“Ömrüne Sığmayan Adam: Aziz Nesin 1915-2015” sergi kataloğundan alınmıştır.)

***

2 Temmuz 1993 günü, Sivas’ta 10 bin insan, sekiz buçuk saat “şeriat isteriz” diye ulumuştur. Sekiz buçuk saat, Madımak Oteli’nde kapana sıkıştırılmış gibi, biz devleti bekliyorduk. Ben bu devletin nasıl devlet olduğunu bilmeme karşın, hâlâ içimde şöyle ya da böyle bir devletin bulunduğu umudu ve inancı vardı. Bu yüzden nasıl olsa kurtulacağımıza inanıyordum. 


37 aydının cayır cayır yakılmasından ve 60 insanın yaralanmasından sonra hemen hemen bütün gazeteler, buna benim Sivas’taki konuşmamın neden olduğunu yazdılar. 2 Temmuz günü, yani benim konuşmamın ertesi günü çıkan hiçbir gazetede benim Sivas konuşmam yoktu. Öyleyse nereden çıkarıyorlardı benim Müslüman Sivas halkını kışkırtıcı, İslamı küçültücü, aşağılayıcı sözler söylediğimi? 


Yaşamımın hiçbir döneminde İslam dinini ve Müslüman dindarları küçültücü bir söz söylemediğim gibi, hiçbir inancı ve inanç bağımlılarını aşağılamadım. Ama kendimin dinsiz ve Tanrısız olduğumu da yadsıyarak ikiyüzlülük yapmadım, yalancılık yapmadım. 
Benim Sivaslıları kışkırtarak bu toplu kıyıma neden olduğumu salt bu faciadan en çok sorumlu olması gereken İçişleri bakanı söylememişti: Aynı yalanı cumhurbaşkanı, başbakan, ana muhalefet partisi genel başkanı da yineleyerek Türk ve dünya kamuoyuna yaydılar. 


Birey olarak hiç kimse tek başına suçlu değildir. Suçlu, bağnazlara ve köktendincilere derece derece ödün veren bütün hükümetlerdir. En sonuncu hükümet en suçlu olandır.

***

Üç şairin, Madımak Oteli’nin merdiven basamaklarında bir arada çekilmiş resmi var. Behçet’in önünde yangın söndürme aleti, Uğur’un elinde seçemediğim bir şey, Metin’in elinde de saplı badana fırçası ya da temizlik fırçası… Bu silahlarla, saldırgan kuduz it sürüsüne karşı, kendilerini ve bizi kurtaracaklardı. Metin, savunma silahını benimle Sivas cehennemini birlikte yaşadığımız arkadaşıma göstererek, 

-Hanımefendi, demişti, bir şairin silahı da ancak işte böyle olur.