BORÇ KÖLELİĞİ VE KREDİOKRASİ (2)

Yunan halkı geçen hafta sonu yapılan referandumda “borç köleliğine” ilk isyan bayrağını açtı. Bu borcu reddetmek değil, neredeyse bir şantaja dönüşen kemer sıkma programına karşı çıkarak, finansal kreditörleri ve daha da önemlisi troykayı daha “insani koşullara” davet etmek anlamına geliyor. Dolayısıyla Yunanistan’ın sorunu yerel ya da bölgesel bir problem olmanın ötesinde küresel bir sorun, yani neoliberalizmin “genel halkın zarar etmesi pahasına ekonomik oligarklara yarayan politikalarının ve çifte standartlarının” yarattığı küresel bir yara….

Geçen haftaki yazımda New York Üniversitesi’nde akademisyen Andew Ross’un borçlanma ve borçlandırma üzerine kurduğu kitabı Krediokrasi’den bahsetmiştim. Bugünün yasa koyucularının, borç verenlerin istekleri karşısında gittikçe daha çaresiz kaldığını örneklerle vurgulayan Ross halkların borç tanımını sorgulayıp karşı çıktıkları yeni dönemin içine girildiğini söylüyor.

İşte yanıbaşımızdaki Yunanistan en çarpıcı ve güncel örnek.

Yunanistan’da 11 ülkeden bağımsız uzmanların katılımı ile oluşan bir komisyon var. Adı “Kamu Borcu Gerçek Komitesi”. Ve İngiltere’de Greenwich Üniversitesi’nden Prof. Özlem Onaran da komisyonun üyelerinden biri. Onaran “Social Europe” adlı internet sitesindeki makalesinde komitenin 18 Haziran’da bir ön rapor yayımladığını ve raporun Yunanlıların borcunun kanun dışı ve hatta tiksindirici olduğunu net biçimde ortaya koyduğunu yazıyor.

Rapora göre uygulanan kemer sıkma programlarında asıl amaç bankaları ve özel kreditörleri kurtarmak. Rapora göre borç sadece ekonomik nedenlerle değil insan hakları açısından da sürdürülebilir değil. Belirlenen kemer sıkma programı Yunan hükümetinin halkın “çalışma hakkı, haysiyetli yaşam, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim ve barınma gibi son derece temel hak ve taleplerini” karşılanabilir olmaktan çıkarıyor. Rapor ayrıca, Yunanistan’ın kriz öncesinde hesapsızca kamu harcamaları yaptığına ilişkin söylentileri de çürütüyor, zira 1980’lerden beri süregelen borcun asıl kaynağı kamu harcamaları değil, savunmaya ayrılan büyük pay ve kreditör ülkelerin silah sanayilerinin yararını gözeten sözleşmeler ve hilekârlıklar… Kamu borcunu arttıran diğer unsurlar ise yüksek faiz oranları, vergi gelirlerinin azalması, sermayenin ve verginin ülkeden kaçışı ve özel bankaların rekapitalizasyonu…

Onaran, “Bu konu sadece Yunan halkını değil tüm Avrupa’yı ilgilendiriyor” diyerek Avrupa’nın bir borç konferansı düzenlemesi gerektiğini vurguluyor, 1953 yılında Londra Borç Anlaşması ile Almanya’nın borçlarının yarısının silindiğini hatırlatarak…

Peki o dönem silinen borçlar bugün neden silinmiyor? Bırakın silinmeyi, bir ülke halkı “feda edilebilir” noktaya getiriliyor. İşte bence asıl soru burada… Küresel ekonomik sistemin tamamen borçlandırma ve tüketim üzerine kurulmasında… Borçların masaya yatırılması beraberinde bütün sistemin tartışılmasını getiriyor. Böyle olduğu için tüm iplerini troykaya teslim eden güya “sosyal” Avrupa kendini politik açıdan sorgulamaya yanaşmıyor, böyle olduğu için ABD Başkanı Obama Atlantik ötesinden Brüksel’e “hızla bu sorunu çözün” mesajı veriyor.