DÜN YEDİĞİN HURMALAR…

Yunan krizini komediye çevirmek yine bize düştü. Atina’nın ödemekte temerrüte düştüğü 1,6 milyar euroluk borcu kimi aklı evveller bizim ödeyebileceğimizi söyleyince insanın aklına ister sistemez şu beyit geliyor:
“Kendi muhtacı himmet bir dede/Nerede kaldı gayrıya himmet ede.”

Gerçekten de, borcunu üstlenmeye kalkıştıkları Yunanistan’ın kişi başına milli geliri 21,6 bin dolar, Türkiye’ninki ise 10,4 bin dolar. Yunanistan’da asgari ücretin 680 Euro olmasına karşılık, Türkiye’de asgari ücret 300 dolar.
Bir tek yolsuzluk sıralamasında komşuyuz, orada Yunanistan 69. sırada Türkiye ise 64. basamakta. Buna bir de gelir dağılımı çarpıklığındaki benzerliği ekleyebiliriz.

Zaten Yunistn’da bugün yaşanan krizde de bu iki olgunun etkisi büyük.

Bunun dışında, Türkiye krizin aşılmasında Yunanistan’a turist olarak, döviz bırakıp, zaten yardım ediyor.

Bir süre önce biz, hissemize düşeni Sakız Adası’nda , ‘helal olsun!’ diyerek bıraktık. Çünkü hem doğa ve deniz daha temizdi, hem de her şey çok daha ucuz.

***

Bunun dışında kimse kimseye bir ölçüden fazla yardım edemez. Hele hele Yunanistan gibi, ürettiğinden çok tüketme merakı peşinde olan bir ülkeye hiç edemez.

Bu meraka kapılmış oln ülkeler ‘bugün yediğin hurmalar yarın bir yerlerini tırmalar’ misali krize mahkumdurlar.
Komşumuzda olanları izlerken, bu olguyu da göz ardı etmeyelim.

Zaten SYRİZA da borcu inkar etmiyor. Yalnızca Troyka’nın dayattığı programın içeriğine itiraz ediyor.

Her şeyden önce, bankaların borcunun, yükü emekçilerin sırtına bindirerek, ödetilmesinden ve dayatılan programın ülkeyi fakirleştirerek, borcu daha ödenmez hale getirmesinden yakınıyorlar. Nitekim ödemelere karşın, yoksullaşan, Yunanistan’ın borcu milli gelire oranla azalmamakta , ama artmaktadır.

Stiglitz de, Yunanistan’a dayatılan programı eleştirmekte ama, bu Troyka’nın bir kulağından girip öbür kulağından çıkmaktadır.

Troyka’nın lideri ,kötü polis rolünü üstlenmiş Merkel ( iyi polisi “sosyalist Hollande oynuyor.) tefeci dürtüsüyle hareket etmekte.

***

Tefecinin kaygısı hem alacağını faiziyle tahsil etmektir, hem de, borçlularda, “bu parayı ödememenin yolu yok!”, düşüncesinin kökleşmesini sağlamak.

Onun için, Troyka bir yandan parasınıı almaya çalışırken, öbür yandan baş kaldıranın haddini de bildirmek zorundadır. 
Kredi alanın kuralları değiştirebileceği düşüncesinin bir kere yaygınlaşması, tefecinin tezgahının bozulması demek olacaktır.

Yoksa ,krizin Yunanistan için, çok ağır olan ekonomik bedeli AB için o kadar önemli değil.

Ama finans kapitalin kurallarının egemenliğidir önemli olan.

Ayrıca, Yunanistan’ın euro bölgesinden çıkması, AB’nin yararının her üye ülkede alabildiğine tartışılmasına, İngiltere’nin iki yıl içinde üyeliğini halk oylamasına sunmaya hazırlandığı bir ortamda, ekonomik boyutları da olacak, yeni siyasi krizlerin doğmasına yol açabilir.

Gelişmeleri izlerken, kof böbürlenmeler yerine,olanlardan ders almaya çalışmak gerek.