HER YER DİRENİŞ, HER YER JOAN BAEZ

Konser öncesi heyecandan ölüyor her zamanki gibi. Son ana dek programını gözden geçiriyor. “Sence her şey iyi olacak mı?” 
Yarım asırdır müzik sahnesinden , vicdan sahnesinden, direniş, dayanışma ve eylem sahnesinden inmeyen, klişe deyimle “efsane sanatçı” John Baez konsere dakikalar kala heyecandan midesine saplanan krampları denetleme çabasında… 
Açıkhava Tiyatrosu ağzına dek dolu. Biletler çoktan tükenmiş… Kararan sahneden önce bir kaval sesi (Murat Tırnak’ı 2 gün önce tanıdı, sahneye davet etti) sanki bir çağrı sesiydi… Geceye çağrı, biraz sonra yaşanacaklara çağrı, daha güzel bir dünya mümkün düşüncesine çağrı…

Ay ışığı… Berkin Elvan 
Önce tek başına gitarıyla sahnede… “İstanbul’un güzel ve çılgın insanları” diye 5 bin kişiyi selamladı. Konseri bin yıllık en ünlü şarkılarından biriyle açtı: “God is God” (Tanrı Tanrıdır… Ona ne isim verdiğin hiç fark etmez, inanıp inanmadığın da… ) bana bu seçim moda deyişle “manidar” geldi… Ardından hemen sözleri kendisine, bestesi Bob Dylan’a ait “Lily of the West”, o ünlü balada geçti… 
“Benim büyük orkestram” dediği orkestrasını tanıttı: Gitar, bas, piyano, akordeonda Dirk Powell “Hepsini yazık ki aynı anda değil, tek tek çalma durumunda” diye açıklıyor” ve vurmalı çalgılarda Gabriel Harris… Arada asistanı Grace Stumbberg vokale katılacak. 


“Jerusalem” şarkısıyla barikatları, tankları, silahları lanetledi. Derken Martin Luther King’in “Sanki başucumda bir melek şarkı söylüyor” dediği “Swing Low Sweet Chariot” geldi. Siyahların bu ayin şarkısını araya İstanbul’u katarak söyledi. 
Bu bölümde Woodstock İstanbul’a gelmişti. Ay tepemize doğdu. Ve Zülfü Livaneli bestesi Nâzım Hikmet’in “Kız Çocuğu” yani “Hiroşima”… Türkçe söyledi. Çocuklar öldürülmesin! O an dünyanın tüm çocukları çoğumuz için Berkin Elvan oluverdi. Onun o gülen yüzünü mehtaptan yansıyan ışıkta gördük.

LGBT bayrağı sahnede 
Joan Baez’in bir zamanların büyük aşkı Bob Dylan için yazdığı “Diamonds And Rust” şarkısının ilk notaları duyulduğunda alkışın da, coşkunun da romantizmin de dozu doruklara ulaştı. Sıra eski İngiliz baladı “House of the Rising Sun”a geldiğinde dinleyiciler çoktan coşmuştu, daha gitarın ilk notalarıyla millet çıldırdı. 
Sonraki şarkıda yalnız bizi değil Joan Baez’i de bir sürpriz bekliyordu. Piyanoyla davul atışırken, Gabriel Harris ansızın bir LGBT bayrağı açıp sallamaya başlamaz mı! Baez de şaşırdı, önceden bilmiyordu. Oysa tahmin edebilirdi:

Çünkü geçen pazar, kendisi Grup Yorum’un konserine destek verirken, Gabriel de Taksim’deydi. Orada valinin emriyle yaşanan polisin o ahlak-dışı şiddetine tanıklık etmişti. Gördüklerine inanamamıştı. Gazdan kaçarken, Türkiye anısı olarak LGBT gökkuşağı bayrağını saklamıştı.

Kardeş Türküler 
O muhteşem soprano ses yıllara meydan okurken, en müthiş sürpriz, “Kardeş Türküler”i sahneye çağrınca yaşandı. Daha İstanbul’a gelmeden önce onlarla ilişki kurmuş ve Gezi Direnişi şarkılarını çalışmıştı. 


Mikrofondan “Tencere tava, hep aynı hava!”lafını duyunca yoksa Erdoğan da mı konserde diye ödüm koptu. Yok, değilmiş. Veee… Joan Baez ve topluluk, dinleyici eşliğinde o şarkıyı söyledi… Arada topluluğun dansçısı Banu’yla dans edip oynamayı elbet unutmadı. Şarkı sona erdiğinde yer gök “Her yer Taksim her yer Direniş” diye inliyordu. 


Bitmedi. Bir de hep birlikte “Dona Dona”yı söylediler. Araya bir dörtlüğü de Kürtçe sıkıştırdılar. Her birine tek tek sarılıp vedalaştı. 
Sonra artık bu dinleyici Joan Baez’i kolay kolay bırakmayacaktı. “Gracias a la Vida” ile hayata teşekkür etti. Alkış ve çığlıklar bitmedi. Bir “bis” daha… Bob Dylan’dan bir başeser: “Blowing in the Wind”…. Alkış ve çığlıklar bitmedi. Yeniden sahnede. Eller salladı, öpücükler yolladı, uykum geldi yatmaya gidiyorum işaretleri yaptı. (Sakın inanmayın!) Nafile! Ve bir John Lennon şarkısı: “Imagine” yine 5000 kişilik koro eşliğinde… Evet inanıyorum, inanıyoruz, kavgasız, katliamsız bir dünya mümkün… 
Bir ayin, bir direniş, bir güzellik, bir mutluluk akşamı böylece sona erdi.