DÜN, BUGÜN, YARIN

Bir toplumu anlayabilmek için üç şeyi sormak gerekir:

Dün yaşadıklarını hatırlayabiliyor mu?

Bugününü yaşayabiliyor mu?

Yarınını kestirebiliyor mu?

Eğer bir toplum anlamlı, coşkulu ve normal bir hayata sahipse, bu üç soruya alacağınız yanıt “Evet”tir. Bu şu anlama gelir: Böyle bir toplum sağlam bir mekanizma üzerinde yoluna devam etmektedir. Bu sağlamlık, doğru düşünceler ve kararlar sayesinde yakalanmıştır. Kaya gibi olan sarsılmazlıklarını insanca ve hakça yaşamaktan alırlar. Eksiksiz ve yanlışsız bir hayatın vazgeçilmez koşulunun, sorumluluk duygusu olduğunu ta en başında öğrenmişlerdir.

Bu yüzden dünleri, bugünleri ve yarınları hakkında duraksamadan ve saçmalamadan konuşabilirler… Onları dinlerken de sıkılmazsınız.

Dünlerini anlatırlarken sahip oldukları uyanıklığa şaşırıp kalırsınız…

Bugüne dair dile getirdiklerindeki coşku ve heyecanı hissetmemeniz mümkün olmaz…

Yarınlarına olan inançları ve geleceğe yönelik planları ister istemez etkiler sizi… En iyiyi isterlerkenki inatları sizin bile hoşunuza gider… Hele bir de gerçekçi hayallerinden bahsettikleri zaman kendinizi büyülenmekten alıkoyamazsınız.

***

Aslına bakacak olursanız, gayet normaldir onların yaptıkları. Yani, olması gerekenleri anlatırlar sadece. Fakat yine de bu anlatılanlar bizlere çok garip şeylermiş gibi gelir. Kimimiz için duyduğumuz bu şeyler adeta birer sihirdir… Kimimiz ağzı açık bir şekilde donup kalır bu söylenenler karşısında… Kimimizin elinde değildir; yadırgar… Kimisine göre tüm bunlar sadece basit bir hikâyeden ibarettir; ciddiye bile alınmaz… Kimimiz için bu anlatılanlar ütopik olup, gerçekleşmeleri mümkün bile olamaz…

Kimimiz ise üzülür, hem de çok üzülür… Bu üzüntümüz doğru ve güzel yaşama duyduğumuz özlem yüzünden kaynaklanır. Çünkü doğal olarak kendi toplumumuzu, kendi insanımızı hatırlarız belli başlı kıyaslamalar yaparak.

Daha dün ne yaşadığını unutmuş ve başına gelen onca şeyden habersiz olan bir milletin bilinçsizliği, bizleri derinden yaralar…

Bugününe değer vermek aklına bile gelmemiş bir toplumun zavallılığı gözlerimizden akan yaşları daha da arttırır…

Yarınını sadece umutsuzlukla ve kocaman bir boşlukla dolduran kafaların, bir ülkenin neredeyse tamamını oluşturmaları bizleri tek kelimeyle mahveder.

Kafası oldukça karışmış ve sahip olduğu birçok değeri günden güne kaybeden bir milletin perişanlığı, bizleri yer bitirir…

Bilerek ve isteyerek seçilmiş olan çaresizlik, sinirlerimizi alt üst eder…

Tüm bu yoğun duyguları yaşamamızı da tek bir şey açıklar: Kendi insanımıza, kendi toplumumuza, kendi halkımıza duyduğumuz “sonsuz sevgi”. İşte sırf bu sevgi yüzünden kendimizi yer bitiririz. Akıttığımızın yaşların ve dinmeyen öfkemizin de tek sebebidir bu sevgi…

***

Bir kenarda mahvoluşumuzu, ancak ve ancak dün yaşadıklarımıza dair olan farkındalıklarımız engeller…

Gözlerimizden akan yaşın dinmesi, bugünümüze olan bağlılığımızdan geçer…

Alt üst olan sinirlerimizi, yalnızca yarınımıza yönelik umut dolu düşüncelerimiz ve hayallerimizi gerçekleştirmekteki ısrarımız yatıştırır…

***

Aksi takdirde, üzülürüz.

Hem de çok…