ADI ARSLAN, SANATI ARTURE

Resim sanatını salt Türkiye açısından değil, dünya ölçüsünde bir dağlar dizini gibi düşünürsek, Yüksel Arslan bu dizinin en ilginç ve özgün tepelerinden biridir. Çünkü kendi resmini, boyalarını, biçemini yaratmış ve eserlerine resim değil, arture adını vererek özerkliğini ilan etmiştir.

« Ar » soyadından gelir, « art » sanat demektir, gerisi Yüksel’in en zor koşullar altında bile aynı düzen, aynı tempoda ürettiği emeğe denk gelir.

1933 Eyüp doğumlu sanatçıyla dostluğumuz, 1991 yılında başladı. Yıl 2015. Bilen bilir, hem çok sevimli, alçakgönüllü ve cömert, hem de zor adamdır. Kolay ulaşırsınız, ama güvenini kazanmak için « hatasız » yıllar gerekir.

« Hayır » dedi mi, biter. Israr ve ricaya yalıtımlı bir ödünsüzdür.

Yirmi gündür kafamı dinleyip, gözlerimi çirkinlikten yıkadığım Paris’ten, onunla dolu dolu döndüm. Yaşlı arslan, büyümeyi reddeden çocuk merakıyla baktığı dünya gergefinin bir ucuna, iğne oyası fırça darbeleriyle kendi dünyasını işlemeyi keyif ve kahkahayla sürdürüyor.

***

Son arture çalışması, daha şimdiden iki adet antika değerinde ciltli defteri kaplayan Günce dizini. Ağzını doldura doldura « On bir kez doğradılar! » diye gülerek anlattığı, hepsi birbirinden önemli 11 ameliyatı da bu resimli güncenin esin kaynaklarından biri…

Yıllardan beri topladığı hepsi çok eski Afrika yontularıyla bezediği evi, herhangi bir « primitif sanatlar » müzesiyle aşık atabilecek düzeye ulaşmış. Ama Yüksel’in duvarlarını kaplayan yüzlerce obje arasında en sevdikleri, 19.Yüzyıl yapımı bir Karagöz ile Hacivat. Anlatıyor:

«Erol Günaydın, kızıyla Paris’e geldi. Hastaydı. Evin merdivenlerini çıkamadığı için dışarda buluştuk. Bana bir arture verirsen, çok işimi görecek dedi. Eve döndüm, bir arture seçip götürdüm. Sohbet sırasında eski yapım Karagöz ve Hacivat aradığımı, bulamadığımı söyledim. Yahu bende var, dedi. İstanbul’a döner dönmez gönderirim! Gerçekten de bir hafta sonra, postayla 19.Yüzyıl el yapımı bu Karagöz’le Hacivat geldi. Kısa süre sonra da ölüm haberini aldım.

Erol Günaydın’ın gönderdiği Karagöz ve Hacivat, muhtemelen ona verdiğim arture’den daha değerli, daha pahalıydı… »

***

Yüksel’e, Karagöz ve Hacivat suretlerine nasıl merak sardığını soruyorum.

« Çocukken Eyüp’teki komşumuz, babamın çalıştığı ayakkabı fabrikasındaki Alman mühendis ve eşiydi. Sık sık evlerine giderdik, Alman hanım bize pastalar falan ikram ederdi. Yerimizde duramadığımız bir gün, sakinleşelim diye size sinema oynatacağım, dedi. Duvar perde oldu, küçük bir projeksiyon makinasını çalıştırdı, suspus kesildik. Film, Karagöz ve Hacivat’ı konu alan bir Alman belgeseliydi. O gün bugündür, Karagöz ve Hacivat hayranıyım. Türkiye bu sanatı nasıl unuttu, anlayamıyorum… »

Yüksel Arslan, memlekete çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği hiç bir yeri artık tanıyamadığı için gelmiyor.
Anlattığı Eyüp’le bugünkü Eyüp’ü düşününce, hak vermemek olanaksız.

Ya bizler? Doğduğumuz ülkeyi, büyüdüğümüz kenti tanıyabiliyor muyuz? Hangi anımızın mekanı ayakta kaldı?

Geçmiş asla tümüyle geçmiş değildir.
Jacques Audiberti

«G» NOKTASI

Daniel Colagrossi, Yüksel Arslan’ın yakın dostudur. Yüksel, kimseye yapmadığı bir şıklığı Daniel’e yaptı ve kendisiyle ortak bir kitap çıkarmayı kabul etti.

Entipüften Öyküler başlığını taşıyan kitapta, Daniel Colagrossi’nin Arslan’ın arture’lerine çok uyan şiirleri ve ustanın bazı desenleriyle Daniel’e yazdığı « çizimli mektuplar » yer alıyor. Yalnızca 500 adet basılan kitabın 50 adedi, Yüksel Arslan’ın imzalı bir litografisini içeriyor ve bu « koleksiyon » projesi, adı gizli bir sanatsever tarafından finanse ediliyor.

Kitapta iki dilde basılan şiirleri, Orçun Türkay dilimize uyarladı.

Entipüften Öyküler, Eylül ayında görücüye çıkıyor. Heyecan var.