SURUÇ… BÜYÜK RESİM NE DİYOR?

“Bayram benim neyime? 

Çalınmış gülüşler, katledilmiş umutlar varken bu sözde bayramda ne yapılabilir…” Böyle başlıyor, Çağdaş Aydın’ın Suruç’a gelmeden hemen önce facebook adresinden yaptığı paylaşımı… Katliamda hayatının kaybeden o dev yürekli gençlerden biriydi Çağdaş. 
IŞİD dehşetinden kaçabilenlerin geri döndükleri Kobani’de çocuklara oyuncak dağıtarak yüzlerine bir küçük gülümseme, bir minik umut yerleştirebilmekti amaçları…

Kobani’ye gidebilmeleri bile oradakiler için “Bak senin yanındayım, seni anlıyorum”demek olacaktı. Günümüzde insanlığın geldiği noktada en önemli mesaj belki de… 
Çağdaş, Büşra, Koray, Ezgi, Nazegül ve arkadaşları Gezi’nin çocuklarıydı. Savaşmak için değil, harabeye dönen Kobani’nin yeniden inşasına yardıma gidiyorlardı. “Başka bir dünya mümkün” deyip beklemek yerine, harekete geçen gençlerdi onlar. Ne yazık ki karşılarına onların hayalini kurdukları “o başka dünyanın”tam tersi bir yaşam biçimi için yola çıkmış başka gençler çıktı. Din adına yapılan her şeyi mubah sayan, kıtır kıtır kelle kesen, kadınları köle olarak satan bu fetihçi ve mezhepçi zihniyete teslim olan bir kitle. IŞİD’in maşaları… Onlar da genç, hatta çocuklar var aralarında. Sayıları ise giderek artıyor. Birleşmiş Milletler raporuna göre IŞİD’e katılmak için Suriye ve Irak’a giden yabancı savaşçı sayısı 25 bine ulaştı. Dudaklarında ayetler, ölüm sloganları… Rapor, Afganistan, Suriye, Libya ve Irak benzeri ülkelerde savaş tecrübesi kazanmalarının ardından ülkelerine dönen militanların kendi ülkelerinde büyük bir terör tehdidi haline geldiğinin altını çiziyor.

İşte önümüzde kanın daha kurumadığı korkunç bir katliam: Suruç. Ve ne yazık ki devamı da gelecek… AKP iktidarının İŞİD’i kollaması, eğitmesi,Türkiye’yi Ortadoğu terör çemberinin tam içine sokması, bize bu bedeli daha da büyük ödetiyor. Bölünmüş halkların, mezheplerin ve petrolün coğrafyası. Savaşların, acıların asla dinmediği… 
Buna bir de yoksulluğu, işsizliği, umutsuzluğu, göçleri ekleyin. Tabii bir de ötekileştirilmeyi; Avrupa ülkelerinden IŞİD’e katılanların yaşadıkları o duyguyu… Din kisvesi altında yıkanan beyinleri… Nereye varırlar kimsenin pek fikri yok.

Ama önümüzde şöyle bir koca gerçek var: 
Bu büyük güruhun somut bir hedefi var. Ve hedefe kilitlenmiş, kaybedecek bir şeyi olmayan bir kitleden daha tehlikeli hiçbir şey yoktur. İŞİD’in gücünü ve daha neler yapabileceğini anlayabilmek için dönelim büyük resme… Yani neoliberal küresel politikaların yarattığı sosyal depremin enkazına. Sömürü ve yağmanın, şiddet ve eşitsizliğin katmerlenerek arttığı bu düzenin kaçınılmaz sonuçlarına… Dünya nüfusunun yüzde 1’i dünya zenginliğinin yaklaşık yarısına el koyuyor.

UNDP’nin ‘İnsani Gelişme Raporu’na göre dünyanın en zengin 85 insanının serveti, 3.5 milyar yoksul insanın sahip olduğundan daha fazla. 
Öte yanda çalışacak bir iş bulamayanlar veya iğreti işlere mahkûm olanlar, günde 12-14 saat çalıştığı halde karnını gerektiği gibi doyuramayanlar, ekmek parası uğruna “iş kazası” denilen cinayetlere kurban gidenler… Bir yanda 91 ülkede 1.5 milyar insanın sağlık, eğitim ve yaşam standartları alanlarında tekrar eden yoksunluklar nedeniyle yoksulluk içinde yaşaması; öte yandan dünya genelinde değeri 1 trilyon dolar olan 1.3 milyar ton gıda israf ediliyor olması… 


Ortadoğu cehenneminin ise şu ana kadar tek bir kazananı var:

Silah şirketler