CENNET BROŞÜRÜ

Kutsal ay boyunca oruç tutmadım, tutar numarası da yapmadım, bayramda Bodrum’a gitmedim. Gidip ne devlet büyüklerinin ne de gerçek büyüklerin ellerini öptüm.
Böyle bayramlarda büyüklere değil, küçüklere bir şeyler söylemenin gerektiğine inanırım. Bu konuda ne yapacağımı düşünürken eski bir yazımı anımsadım. Bazı eklemeler yaparak bu yazımı geliştirdim; en iyi dileklerimle sunuyorum:

Nasıl gidilir? 
Oraya gitmek için bu fani dünyadaki yaşamınızda doğru bildiğiniz yolda yürümekten korkmamanız gerekir: Ezilenden yana olmalı, ezene karşı çıkmalısınız. Yetim hakkı yememekle kalmamalı, yiyeni yüksek sesle kınamalısınız. Tehlikenin farkında olmalı, yağmur yağsa da fırtına esse de faşizme karşı eylemlere, mitinglere katılmalısınız… Krala çıplak olduğunu söylemeli, dokuz köyden kovsalar da yalakalığın avantaları için onurunuzu çiğnememelisiniz. 
Bütün bunların sadece birkaçını yapmanız yeter. Ama bir eylemde yürürken ya da mahallenizde insanlar demokratik hakları için pankart açtıklarında Akrep aracından gelen bir gaz fişeği başınıza isabet ederek cennete gitmenizi sağlayabilir. Bu yolculuk bazen kısa sürer. Bazen Ethem Sarısülük gibi 14 gün, Berkin Elvan gibi 269 gün boyunca komada kalmanız gerekebilir.

Nasıl bir yerdir? 
Şol cennetin ırmakları sağnaklarda hiç taşmaz, konutları su basmaz.
Orada insanlarının telefonları dinlenmez, internet sansürlenmez, hak arayanların gözlerine biber gazı sıkılmaz. 
Çocuklar ağaçlıklı, yeşillikli bahçeler içinde, donanımlı binalarda çağdaş ve gerçek bilgilerin aktarıldığı dersler görürler; bilgisayar kullanır, en az bir yabancı dili iyi öğrenirler. Birkaç kişinin değil herkesin çocuğunun gemicikleri vardır, havuzlarda yüzdürürler. 
Orada kimse Tanrı’nın Türkçe dilekçe kabul etmediğini, bunların illaki Arapçaya çevrilmesinin gerektiğini ileri sürmez.
Yeşil sahalara kat kat binalar yapılmaz. Bir mahallede tek bir ağaç kesileceğinde bile orada oturanların düşünceleri sorulur. 
Ulusal ve arsıulusal bayramlarda askerler değil siviller, marşlara değil aşk şarkılarına ayak uydurarak yürürler. 

Şol cennetin sokaklarında Nâzım Hikmet’e rastlarsınız, Yaşar Kemal’e, Erdal İnönü’ye, Ertuğrul Muhsin’e, Türkan Saylan’a rastlarsınız. Haldun Taner’i görürsünüz Markiz’de çay içerken sizi selamlar. Leonardo da Vinci’yi de görürsünüz; küçük atölyesinde uçaklar, vinçler tasarlamaktadır. Az ötede, Mikelangelo heykel yapmakta, Tomas Edison cep telefonunu geliştirmeye çalışmaktadır. Sonra, Ali İhsan Korkmaz’a, Abdullah Cömert’e, Ahmet Atakan’a rastlarsınız. Bütün GEZİ ve SURUÇ şehitlerini neşeli ve zinde görmek içinizi açar. 
Okuduğunuz gazetelerin başmakalelerini İlhan Selçuk yazar. Turan Selçuk’un karikatürlerine gülersiniz. 
Para geçmez. Borsa yoktur. 
Orada artık hiç kimse ölmez, cennet bölünmez!