TIMAR DEĞİL, KUMAR!

Türkiye’de tek bir televizyon kanalı varken, genç yaşlı her gösterileni seyreder, çocuklara yönelik çizgi filmleri de kaçırmazdık. 1970’li yıllarda gösterilen o çizgi filmlerden biri, çevreci bir denizaltıyla ilgili ve leit-motiv’i « yarım saat içinde herşey olabilir »di.

İnsan belleği tuhaftır. En önemli olguları unutabilir, en anlamsız ve gereksiz ayrıntıları, hem de yaşam boyunca anımsar durur.

Ben de o çizgi filmin sürekli tekrarlanan ve denizaltı mürettebatını alarma geçiren « yarım saat içinde herşey olabilir » tümcesini yıllarca belleğimde sürükledim, sonra bir gün yaşadığım ülkenin alnına yapıştırdım: Türkiye’de yarım saat içinde herşey olabilir.

Yine yarım saat içinde herşeyin olup bittiği bir döneme girdik.

***

AKP iktidarı, PKK ile 2009’da başlattığı gizli « barış » görüşmeleri 2011’de sahiplendi, « çözüm süreci » dedi, resmen devam ettirdi. İmralı tutuklusu «terörist başı »ndan « Sayın
Öcalan »a terfi ederek muhatap alındı. Altı yıl bu böyle sürdü.

Derken seçimler ve Suruç katliamı oldu. PKK iki polis öldürdü.

Devlet politikası yarım saat içinde tersyüz edildi.

TSK ile PKK yine karşı karşıya. İnfazlar, misillemeler, cenazeler… Birbirini tımar etmek iştahı kabardı yine.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedefinde, seçimlerden 80 milletvekiliyle çıkan HDP var. Partinin kapatılması ve milletvekillerinin yargılanması gündemde.

Suruç’taki katliamı kimin yaptığı hiç önemli değil, araştırılmıyor. IŞİD denildi, hatta IŞİD’e savaş ilan edildi, ama PKK ile savaşılıyor…

Siz bütün bunlardan bir şey anladınız mı?

***

Herşey yarım saat içinde olup bitince anlatmak zaten zor, anlamak daha da zor!

Bir de baktık ki PKK, çözüm sürecini silahlanmak, güçlenmek için kullanmış. Eh, hükümet de nerede ne yaptıklarını biliyormuş ki, TSK bombalıyor da bombalıyor.

Ama bu kadar kısa zamanda çözümden savaşa dönüşü, doğrusu bünye kaldırmıyor.

Akla ister istemez komplo teorileri; Cumhurbaşkanının « Mutlak Muktedir » başkan olmak, AKP’nin de erken seçimde oylarını yükseltmek için kanlı bir kumar oynadığı olasılığı geliyor…

Demek ki Adana’da tutuklanan kumarcılar, ülkede olup biteni tüm siyasal allameden önce ve damardan çözmüş: Kumarhanenin kapısına « Geleceğin Türkiye Partisi » tabelası asmışlar. Geçen hafta polis basınca da «Erken seçim çalışması yapıyoruz! »
demişlerdi.

Adanalı kumarbazlar, Türkiye’nin tımarda değil, kumarda kaybedileceğini çoktan anlamışlar!

Politikayı hep satranca benzetirler. Yanlıştır. Kızma Birader oyunudur.
Aurélien Scholl

«G» NOKTASI

Budizm’in kurucusu ve Budha olarak da anılan Siddhartha Gautama, öğretisini yaydığı yıllarda rahiplerine şöyle bir öykü anlattı:

Genç yaşında dul kalan bir baba, yaşamını biricik oğluna adamıştı.

Yavrusunu evde bırakıp köy dışına işe gittiği bir gün, haydutlar köyü bastılar, tüm evleri yaktılar ve küçük oğlunu kaçırdılar.

Dönüşünde bir harabe yığınıyla karşılaşan baba, umutsuzca çocuğunu aradı. Dumanları tüten köyde bir çocuğun yanmış cesedini bulunca, oğlunun kalıntıları sandı. Usulünce bir cenaze töreni hazırladı, cesedi tamamen yaktı, külleri topladı ve bir torbaya doldurdu.

Omuzuna astı ve hiç çıkarmadı. Bitmeyecek bir yasa girmişti. Artık gittiği her yere külleri koyduğu torbayı da götürüyordu.

Oysa oğlu yaşıyordu ve bir gün haydutların elinden kaçmayı başardı. Günlerce yürüyerek köyün yolunu buldu. Bir gece geç vakit, babasının yıkılanının yerine yaptığı yeni evin kapısını çaldı.

Baba sordu:

-Kim o?

-Benim, oğlun. Kapıyı aç baba!

Oğlu sandığı çocuğun küllerini yanından hiç ayırmayan mutsuz baba, sefil biri kendisiyle alay ediyor sandı.

-Defol! diye bağırdı.

Çocuğu defalarca kapıya vurdu ve babasını açmaya, kendisiyle konuşmaya çağırdı. Ama hep aynı yanıtı alıyordu: Defol!

Umudunu yitiren oğul, sonunda bir daha dönmemek üzere gitti.

Budha Siddhartha, öyküyü bitirince başını önüne eğdi. Bir an sustu. Sonra başını kaldırıp rahiplerine baktı ve ağır ağır:

«Eğer bir fikre, mutlak gerçekmiş gibi sarılırsanız; gerçeğin ta kendisi gelip kapınıza vurduğunda, o kapıyı açmak ve gerçekle yüzleşmek yeteneğiniz kalmaz. »*

*Kadim dostum Pulat Tacar’a teşekkürlerimle.