TÜRKİYE’NİN ESAS GERÇEĞİ

Türkiye’de bir seçim yapıldı. 2002’den bu yana tek başına iktidar olan AKP Meclis çoğunluğunu yitirdi. Ama yitirmemiş gibi büyük bir pervasızlıkla yoluna devam ediyor.

Ülkede istifa etmiş de olsa bir hükümet ve bir başbakan var. Fakat kimse onun ne dediğine bakmıyor. Ne yaptığına da…

Zaten o da ne yaptığını bilmiyormuş izlenimi veriyor. Katledilen bir subayın arkasından “daha onun gibi binlercesi var” diyebiliyor!

Bir ana muhalefet partisi var. Çoğunluğunu yitirmiş eski iktidar partisi ile birlikte ülkeyi yönetmek için koalisyon görüşmeleri yapıyor. Ne konuştuklarını bilmiyoruz. Ama sanki iktidar partisi onları suya götürüp, susuz getireceklermiş hissiyatı uyandırıyor. Ana muhalefet uyanmamış gibi yapıyor.

Tarafsız Cumhurbaşkanı olmayacağını söyleyerek Çankaya’ya talip olduktan sonra kendine özel bir saray yaptıran Tayyip Erdoğan, müstafi hükümetin boşluğunu tek başına giderme gayretiyle var gücüyle ülkeyi kaosa sürüklüyor.

Bütün varlığını etnisite ve ayrımcılık üzerine oturtmuş MHP ise seçimlere ülkeyi yönetmek için değil de spor olsun diye girmiş havasında. Tek ilkesi var: Kürtlere Vuralım!.. Da ne olursa olsun!

Hepsini toplayıp gündelik yaşama bölünce iki gerçek ortaya çıkıyor:

İktidarda Tayyip Erdoğan var, muhalefette ise Selahattin Demirtaş!..

Bu haliyle Demirtaş, Erdoğan ile baş edebilen tek lider!

Zaten Erdoğan onunla baş edemeyeceğini anladığı için bel atı vuruşlara geçti. Kaç sene önce yaşanmış olayların sorumlusu olarak Demirtaş’ı suçlu ilan etti. Maşallah bağımız yargı da anında dosya hazırlamaya başlayıverdi.

Söz konusu olaylarda 50 Kürt öldürüldü, güvenlik güçlerinde… İnsan biraz utanıp sıkılmaz mı?

1999’da Abdullah Öcalan Afrika’da yapılan uluslararası operasyonla Türkiye’ye getirildiğinde de aynı şey yapılmıştı:

-30 bin kişinin katili Apo!

Oysa o 30.000 kişinin 22.800’ü PKK gerillasıydı!

Kürtleri hapse atıyorsunuz, olmuyor!

Meclis’ten atıyorsunuz, yine olmuyor!

Öldürüyorsunuz, hayır yine pes etmiyorlar!

Aptal öğrenciler için söylenen eski bir söz vardır:

-Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur!

Türkiye’de devleti yönetenler on yıllardır bina okuyorlar. Birileri gidiyor, diğerleri geliyor.

Sanki bunlar farklı gibi bir umut doğuyor. Ama hayır. Onlar da aynı aptallıklar bulvarına sapıyorlar.

Oysa bunların tümü yapıldı, tüketildi. Hiçbir işe yaramıyor. Kürtleri yok saymanın hiçbir iktidara fayda olmadı. Bundan sonra ise katiyen olacağı yok!

Sadece Türkiye’yi geri kafalılar cumhuriyeti halinden kurtulmasını engelliyor.

Son gelişmeler Erdoğan’dan kurtuluş yolu da aydınlatıyor. Duruşuyla, çözümlemeleriyle, samimiyetiyle, uygarlığıyla, çağdaşlığıyla gerçek bir lider olduğunu ispatlayan Selahattin

Demirtaş bir umut olarak yükseliyor.

Türkiye’nin önündeki süreci iki liderin performansı belirleyecek. Biri zamanını doldurmuş eskilerin eskisi yöntemlere can simidi gibi sarılan Erdoğan… Diğeri ise hiç bağırmadan, hakaret etmeden konuşan siyasete ve liderlik anlayışına yeni boyutlar getiren Demirtaş!..

Tarih geriye doğru gitmez!..
 

İki Polis ve PKK

 
Suruç’ta 32 genci tek bombayla öldüren büyük katliamdan iki gün sonra Ceylanpınar’da PKK iki polisi yataklarında enselerine sıkılmış birer mermiyle öldürdü!

Yöntem PKK’dan çok devletin özel birimlerinin icraatlarına benziyordu. Kapıda zorlanma yoktu. Katiller eğer kanatlı değillerse üçüncü nasıl girmişlerdi?

29 Temmuz 2015’te KCK Dış İlişkiler Sözcüsü Demhat Agit bu konuyla ilgili açıklama yaptı:

-Bunlar bize bağlı olmayan, kendi içlerinde örgütlenmiş yerel güçlerdir! Bizim, yaptığımız eylemlerle ilgili üstlenmekle ilgili bir çekincemiz yok. Yapılan bir eylem varsa, izahatını da yaparız özeleştirisini de!..

Ortalık cehenneme döndüğü için bu açıklama dikkate alınmadı.

İki polis cinayeti 32 sosyalist gencin toplu katledilmesini bir anda gündemin dışına itivermişti!..