MİNİBÜSE BİNMİŞ ÜLKE

Türkiye’nin yönetilme biçimi ile İstanbul’da Kartal-Kadıköy minibüs hattı arasında sayılmayacak kadar çok benzerlikler bulunuyor.

Bizim Kartal-Kadıköy minibüsleri fiziki olarak büyük bir değişik içinde bulunuyor. Hattın araçları hızlı biçimde yenileniyor. Birçok değişik markanın son modelleri Zirverbey hattında ulaşım hizmeti veriyor. Araçlar klimalı, koltuk düzeni ve ayakta durma imkanı bakımından yolcular için rahatlık sağlaması düşünülmüş.

Yeni minibüslerin motorları güçlü… Sürüş kabiliyetiyse adeta iki kişilik spor otomobil yeteneklerine ulaşmış durumda.

Ancak bütün bu “iyi şeyler” bu hattı kullanan insanlara “iyi yolculuk” sağlamıyor.

Neden?

Çünkü şoförler çok ama çok kötü…

Sigara içiyorlar. Sürekli olarak telefonla konuşuyorlar. Yolcuların hoşlanıp-hoşlanmayacağını hiç dikkatte almadan yüksek sesle müzik servisi yapıyorlar. Aracın içini ucuz pavyon havası kaplıyor. Yolcuların taleplerini duyamadıkları için inecekleri yerleri şaşırıp yanlış duraklarda indiriyorlar. Dikkatlerini sadece yol kenarında duran insanlara yöneltiyorlar. Kaldırım üzerindeki herkesi yolcu kabul edip, önlerinde duruyorlar.

Binmezlerse de kızıyorlar.          

Spor otomobil seriliğinde kullanıyorlar. 100 metrelik bir mesafede iki kez şerit değiştirebiliyorlar. Aracın içindeki yolculara korku tüneli ıstırabı yaşatıyorlar.

Aracın konforu yolculara eziyet haline dönüşüyor.

Kartal-Kadıköy hattının şoförleri büyük çoğunluğu gençlerden oluşuyor. Katiyen kural tanımıyorlar. Trafik ve şehir kurallarına değil kendi koyduklara göre hareket ediyorlar.

Her yer duraktır!

Her koşulda durup yolcu alabilirim, indirebilirim. İnsanlar benim aracıma para vermek için biniyorlar! Ben de onlardan para almak için çalışıyorum.

Ulaşım?

Yolcu taşıma?

Böyle bir kaygıları yok gibi davranıyorlar. Kartal’dan hareket edip Kadıköy’e gelen araçlar etabın son 500-600 metresi olan Halit Ağa Çeşmesi ile Sahil arasını Formula-1 Yarışlarındaki “Pit Stop” alanı gibi kullanıyorlar. Trafiğin akışını keyfi olarak kesip, yol kenarındaki dükkanlardan su, sigara, tost, döner ekmek, köfte ekmek, dürüm, lahmacun gibi ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bu arada yolcular vapura yetişmek için çırpınıyorlar. Uyarılar olursa sert cevaplar verip, “istersen binme” ya da “işin varsa in yürü” diyebiliyorlar!

Türkiye, kuralsızlıkların kural haline gelmesiyle, keyiflikle, hoyratlıkla, gözü karalıkla, bencillikle, kendinden başkasını düşünmemekle; Kartal-Kadıköy minibüslerine çok benziyor.

Şoförü de siz tahmin edin!..

Güzellik ile Arsızlık!

 
Fazlaca emek istemeden dikildiği her toprakta boy atıp büyüyen çiçekler vardır. Düzenli su istemezler, gübre ile hiç araları yoktur, çapa mapa da yapmasanız onlar çiçeklenme zamanı bahçeleri, balkonları cennete çevirirler.

Kolay elde edilen bütün güzellikler gibi bu zahmetsiz bitkilere insanlar, insan(!) olduklarını gösteren bir sıfat takmışlar:

-Çok arsızlar! Hemen büyüyorlar. Her yeri kaplıyorlar!

Eğer bitkilerin de ağzı dili olsaydı, her halde şöyle derlerdi:

-Çok ama çok vicdansızsınız!