PANAYOT ABACI

Sevgili Panayot Abacı, Önceki gün seni Arnavutköy’deki Taksiarhi Rum Ortodoks Kilisesi’nden sonsuzluğa uğurlarken… Taa 70’li yıllara giden anılar… İstanbul’dayız, Atina’dayız, Selanik’teyiz, Dikili’deyiz… Taksim’de AKM’deyiz; İstanbul Festivali’nin ilk yıllarında İKSVdeyiz, Sinematek’teyiz, Şan Sineması’ndayız, Papirüs’teyiz, Çiçek Bar’dayız, bizim evdeyiz… Ve şimdi de, büyük depremden sonra yıkılıp yeniden yapılan işte bu kilisedeyiz.

Kilisenin renkli vitrayları, mumları, ışıkları, görkemli avizeleri hepsi senin aydınlık kişiliğini yansıtıyor. İki anadilini, sayısız kültürü benimseyişini, kocaman yüreğini, komünistliğini, afacanlığını, yardımseverliğini, karınca çalışkanlığını, emeğe verdiğin değeri, insan sıcaklığını…

Bunları ve fazlasını yansıtıyor. (Farkındaysan, aksiliğini, inatçılığını katmadım işin içine!)

Aydınlık kişilik

Yunancadan Türkçeye çevirdiğin sayısız roman; Yunancaya çevirdiğin Aziz Nesin’den sekiz, Yaşar Kemal’den dört kitap, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Demirtaş Ceyhun, Recep Bilginer, Yıldırım Keskin, Refik Erduran ve Orhan Pamuk… Hepsi öksüz şimdi.

Usta bir müzisyen olmak… Viyola sanatçısı olarak, İstanbul Senfoni Orkestrası’nda 22 yıl ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde 12 yıl çalışmak… Aylık müzik dergisi “Orkestra”yı 38 yıl boyunca çıkarmak… Hepsi bu değil!

Sen tek kişilik bir sivil toplum kuruluşu gibi çalıştın, hep çalıştın! Barış ordusunun en çalışkan neferiydin! “Yetiş Panayot” diyenin yanındaydın!

Tek kişilik STK

Kilisedeyiz. Yaşın 92. Sanki yeni öğrendim. Sen İstanbul Şehir Orkestrası’nı kurduğunda (1945) ben daha doğmamıştım. Seni 70’ten beri tanıyan ben, aramızda 22 yaş fark olduğunu ölüm haberinden öğrendim. Birlikte çok çalıştık. Ve sanki hep yaşıtımdın, akranımdın…

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın kuruluşu… İstanbul Filarmoni Derneği’nin kuruluşu… Nejat Eczacıbaşı, Aydın Gün, Mükerrem Berkli günler…

Türkiye Yunanistan Dostluk Derneği’nin kuruluşu: Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Theodorakis, Zülfü, Ekrem Akurgal, Ersin Salman’lı günler…

Hepsinde bir avuçluk ordunun en çalışkan neferi sensin sevgili Panayot . Abdi İpekçi katledildi. Yunanlı işadamı Andreas Politakis ve Milliyet önderliğinde Abdi İpekçi Dostluk Barış Ödülü kuruldu. (Dernek değil.) Sibel İpekçi, Emre Kongar’lı günler… Ödülün genel sekreterliğini yapıyorum. En büyük destekçim yine sensin…

‘Korkma ben varım’

Yunanistan’la gerilimli günler. 80 sonları… Atina’da konuşma yapmaya sakın gitme öldürürler seni diyenler var… İnsan korkmuyorum dese de etkileniyor… Sana danışıyorum. (Her konuda ne çok sana danışırdım!!!)

Gülerek kahkahalarla yanıtlıyorsun: “Korkma, korkma, ben varım!”

O günden sonra aramızda parola gibi bir şey oluyor bu tümce… “Korkma, korkma, ben varım!”

Önceki gün kilisede Arif Keskiner, Sibel Asna ile anılar değiş tokuşu yapıyoruz.

Yüzümüzde kocaman gülümsemeler… Ama zaten kimle seni konuşsak o gülümseme, kişiliğin gereği gelip yerleşiyor yüreğimize.

Cello sanatçısı Murat Berk, İDSO’nun turnede olduğu için tam kadro kilisede hazır bulunamadığını açıklarken, babası Mükerrem Berk’le yaşadıklarını anlatıyor.

Benim kafamda ise hep aynı soru: Senin bütün o engin kültür birikimin şimdi ne olacak?

Nereye gitti? İdil Biret’e soruyorum. O da bilmiyor… “Ama mutlak, mutlak, o birikim kâğıda dökülmeli, kitaplaşmalı” diyor…

Sevgili Panayot, sen gittin, İstanbul eksildi, biz eksildik…