YİNE VATAN SEVİYOR BİZİMKİLER…

Batı ile Doğu’yu, daha doğrusu Ortadoğu’yu ayıran en belirgin benzemezlik, vatan sevgisidir.

Batı’da ister devlet başkanı olsun ister yurttaş, ister ordu komu-tanı olsun ister er, vatan sevgisinden söz etmez!

Elbette ki onların politikacıları da nutuk atar. Halkı coşturmak ve inandırmak için atılan bu nutuklar, zor zamanlarda, ülkenin adı neyse artık; « Yaşasın bilmem nere! » diye biter. Ve bu sözün ardından, öyle herzaman, her siyasal oluşum çerçevesinde değil ama; zaman gerçekten yamansa, topluca milli marş söylemekle biter.

Fakat kimse, en aşırı sağından en aşırı soluna kimse, « vatan sevgisi »nden söz etmez.

Böyle bir deyim, Birinci Dünya Savaşı’nda ölmüş, İkinci Dünya Savaşı’nda hortlamış, sonunda da tüm taraflar arasında sessiz bir anlaşmayla gömülmüştür.

Oysa Batı’daki vatanlar çok daha bayındır olup, daha iyi yaşam koşulları sunar. Uygarlığa önem veren ve ilerletmeye çalışan halklar barındırır.

***

Ortadoğu’da ise « vatan sevgisi » lafından geçilmez, ama icraatı pek görülmez.

Örneğin on üç yılda dört dörtlük bir Ortadoğu ülkesine dö-nüşmeyi başaran Türkiye’de, inanılmaz boyutlarda bir vatan sevgisi vardır.

Kimi parseller, kimi satar, yakar, yıkar, betonlar, çölleştirir; ama herkes, istisnasız herkes vatanseverdir!

Vatan, kadın gibi sevilir bu topraklarda.

Kimi döver, kimi yüceltir, hatta mülkiyeti için aralarında dövüşür, kan dökmekten hiç mi hiç çekinmez.

Sanırsınız ki her karışını kanla sulamış olmakla övündüğü to-prakları, ilelebet koruyacaktır.

Heyhat, ne gezer! Ormanlarını yakar, havasını suyunu zehirler, kanla suladığı her karışı elaleme satar, kıyılarını talana açar… Özetle savaşarak vermediği vatanı, barışta peşkeş çekmekle kalmayıp, yaşanmaz hale getirir.

Aslında bir vatanın nasıl sevildiği, halinden bellidir.

İşte fıkara Yunanistan, hatta Çeki, Slovakı, Macarı dahil Avrupa; işte tüm Ortadoğu ve dahi Türkiye’nin hali.

Hangi ülkelerin nasıl sevildiği ortada değil midir?

***

Sevgisini dilinden düşürmediği vatanı tarümar eden bu devletlere ve halklara, sormak gerekir: Vatan niçin sevilir?

Talan için mi? Yağmalamak için mi? Yıkmak, yakmak, cehen-neme çevirmek için mi?

Yoksa doğal güzelliğini, kaynaklarını, çocukluğunun tanığı anıtlarını korumak, gelecek kuşaklara sağlam aktarmak, mutlu ve rahat yaşamak için sevilemez mi vatan?

İşte yine çalıyor savaş tamtamları.

Yine vatan seviyor, bizimkiler.

Tabağımızdaki zehirli gıdaları, sokağımızdaki pis havayı, mus-luklardan akan çamaşır suyunu, bebelerin niçin kanserli doğduğunu sorgulamamızı istemeyen muktedirler;

Türkü, Kürdü birbirine kırdırmak peşinde, yeniden.

Her iki cepheye sürülen cahillerin, kendi vatanlarını yıllardır tarümar ettikleri bir kin savaşıdır bu, başka bir şey sanmayın sakın!

Tam da bu yüzden cahil bırakılır, vatanın her karışını kanıyla sulayan halklar. Çünkü inançla eğitilirler.

Oysa inanç, bilgi eğitimi değildir. Ve cehalet insanı öldürür, vatanı yıkar.

Kadınların susturulduğu yerde, silahlar konuşur. Silahları da erkekler konuşturur. Şefkat
istiyorsan hemcinslerini sustur, son-ra da kendin sus Bülent Arınç!

«G» NOKTASI

Bu ülkede her yüz yurttaştan 13’ünün oyunu almış HDP’nin bırakın kapatılması, kapatılmasını önermek bile Türkiye’nin tepesine çöreklenen üniformasız diktanın, halkına yaptığı sayısız saygısızlıkların sonuncusudur.

Ancak HDP’yi savunan kimi enteller, ördükleri dantellerde sü-rekli PKK/KCK ilmeğini atlıyor, HDP’yi dağdakilerin ovaya yem yaptığını görmezden geliyorlar.

Oysa AKP hükümetine adeta HDP’nin « işini bitirmesi » için yeşil ışık yakan, Suruç katliamından bir hafta önce KCK’nın: “Gerillanın Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi bırakma iradesi tamamen Özgürlük Hareketimize aittir. HDP, PKK’nin yasal partisi değildir. Önder Apo’nun da böyle bir çağrıyı yapması mümkün değildir, » açıklaması olmuştur.

Dolayısıyla HDP’nin, siyasal meşruiyetini bitirmek isteyen iktidara karşı direnç gücü; PKK/KCK ile hemzemin olmadığını açıkça ortaya koymasına bağlıdır.