RTE İKTİDARI VERMİYOR

Türkiye büyük bir umutla 10 Ağustos Pazartesi gününe kilitlenmişti. AKP ve CHP Genel Başkanları biraya gelecekler ve kesin kararlarını vereceklerdi:

-Büyük koalisyon olur mu, olmaz mı?

Tam dört buçuk saat baş başa görüştüler. Sonra toplantının baş-başa değil “gözlemcili” olduğu ortaya çıktı. AKP’li Ömer Çelik ile CHP’li Haluk Koç da genel başkanların yanında yer almışlardı.

Ee, hani görüşme baş başa idi?

Bütün dünya alem biliyor ki, Ömer Çelik orada AKP’nin “esas lideri” adına Ahmet Davutoğlu’nu marke ediyor.

Zaten görüşme sonrasında yaptığı açıklamada da koalisyon hükümeti kurmak değil, hükümetsizlik sürecinin açık işaretlerini verdi Ömer Çelik:

-İki taraf da anlaşacağı son noktaya varıncaya kadar hiçbir konuda anlaşılmamış demektir!

Yani şimdiye kadar heyetler arasında yapılan görüşmeler, varılan anlaşmaların hiçbir değeri yoktur!

Bu kadar açık!

CHP tarafında nedense bir “umut” var. Sanki Türkiye’de yaşamıyorlarmış, Recep Tayyip Erdoğan diye birinden haberleri yokmuş gibi heyecan içinde görünüyorlar. En azından parti sözcüsü Haluk Koç’tan yansıyan hava böyle…

Beklenti “Pazartesi günü bu iş belli olacak” yönündeydi. Pazartesi terör İstanbul’a geldi. Koca kent savaş alanına döndü. Pazartesi gecesi iki sözcü çıktılar:

-Umutlarımızı Perşembe veya Cuma gününe erteledik!

Oysa sözcülerin bu açıklamaları yaptıkları saatte 77 kişi hayatını kaybetmişti!

Ağır salak olmayan herkesin anladığı işin özü şudur:

-Erdoğan 7 Haziran 2015 Seçimlerinde kaybettiği iktidarı vermiyor!

Bu yüzden de “geçici başbakan” Davutoğlu’na talimatı vermiş:

-Hükümeti kur-MA!

Çevre için Medya

Geçtiğimiz hafta sonu Sinop Öğretmen Evi’nde akademisyenler, gazeteciler, sivil toplum kuruluş temsilcileri tam gün süren çalıştayda bir araya geldiler. Toplantının amacı “Karadeniz Bölgesinin yağmalanmasına karşı yerel medya ile birlikte neler yapabiliriz?” konusunu açmaktı.

Çok aydınlatıcı sunumlar yapıldı, tartışmalarla geliştirildi. Mesela Japonca çevirmenlik yaparak hayatını kazanan Yeşil Gazete editörü Pınar Demirtaş şu şaşırtıcı bilgi verdi;

-Fukuşima Nükleer kazasından sonra Japonya toplam 54 nükleer santral ünitesini kapattı. Dört yıldır bu durum sürüyor. Ve Japonya’da hayat devam ediyor!

Sinop’ta ise nükleer santral için yanıp tutuşan bir iktidar var. Bir de açık olarak çıkıp “nükleer santral projelerini durduracağız” demeyen muhalefet!..

Nükeer santralar çok enerji üretiyor diye savunuluyor. Oysa esas sorun çok enerji üretmekte değil, az enerji tüketmekte…

Bunları halka anlatmanın da hiç kolay bir şey olmadığını Merzifon Çevre Platformu temsilcisi ziraat mühendisi Eylem Oktay anlattı:

-Merzifon’da termik santrala karşı çıkanlar bir platform kuralım dediğimizde sadece 30 kişi olumlu yanıt verdi. Biz de böyle başladık. Köylere gittiğimizde ‘siz de her şeye karşısınız’ dediler. Ama bıkmadan anlattık. Diğer yandan da yasal mücadeleyi sürdürdük. Santral iznini iptal ettirdik!

Almanya’da yaşayan Dr. Alper Öktem dedi ki:

-Almanya’da 1.5 güneş enerjisi santralı var!

Öktem bir de gelecek için umut veren bir yaşanmışlıktan söz etti:

-2013 Ocak’ta güneşli bir kış günü Almanya’da rüzgar ve güneş santralarından üretilen elektrik, nükleer santraların toplamını geride bıraktı!

Almanya’ya kıyasla daha fazla güneşli günlere sahip olan Türkiye’de nükeer santral kurmak düpedüz akılsızlık değil mi?

Masa başı eylemcileri

Çevre İçin İletişim Çalıştayında Kastamonu Üniversitesi Öğretim Görevlisi Eser Aygül sosyal medya ve yeni medya üzerine yaptığı sunumuyla dikkat çekti:

-2009’da internet üzerinden bir çalışma yürüterek kadın hakları için kampanya düzenledik. Taleplerimizi dile getirmek üzere de sokağa çıkma kararımızı açıkladık!

Bir hafta on gün içinde epeyce geniş bir kitle ile iletişim kurmuşlar. Sonunda eyleme katılacaklarını açıklayan 397 kişiye ulaşmışlar. Eylem günü pankartlar dövizler ile buluşma noktasına gittiklerinde… Finalini Aygül şöyle açıkladı:

-Sadece 10 kişi geldi!