MÜZİK: KARANLIĞIN İÇİNDEKİ UMUT

Salzburg “teneffüsü”, “soluklanmam” bitmek üzere… Bu son yazıya iki konser bir opera sığdırmaya çalışmaktayım!

Malum Salzburg Mozart’ın kenti. Oradaki hiçbir festival onsuz olamaz. Bu yıl Mozart’ın “Figaro’nun Düğünü Operası” yeni bir prodüksiyonla çıktı karşımıza. Bugüne dek defalarca izlediğim, eserin, en gülünç, en sürükleyici, en eleştirel olanıydı.

Aşağıdakiler – yukarıdakiler

Viyana Filarmoni’yi Maestro Dan Ettinger’in inceliklerle yönettiği operayı, Sven -Eric Bechtolf sahneye koymuştu. Efendiler- uşaklar arasındaki çatışma… Feodal geleneklere uygun olarak kontun, evlenecek hizmetçi üzerinde “ilk gece hakkı” … Kocasının çapkınlığından bıkan Kontes’in, hizmetçiyle bir olup kurduğu kumpas… Entrikalar ve mutlu son!

Oyunu 1900’lerin başına yerleştirmiş yönetmen. Sahnede iki katlı, bol bölmeli bir dekor. Odalardan hollerden birbirine geçişler, kaçma-kovalama- saklanma -yer değiştirme için müthiş elverişli olanaklar sağlıyor. Bu yorumda benim en hoşuma giden, keskin ayırımlar (iyiler-kötüler; yoksullar-varlıklılar) şematik etiketlemeler, klişeler olmaksızın, çok yumuşak geçişlerle ilişkilerin ortaya çıkarılmasıydı. Böylece hem güldürürken hem de eleştiri çok daha etkili oluyordu.

Ön planda ise o muhteşem müziğin ve her notanın hakkını veren müzisyenler ve şancılar. İki olağanüstü soprano Martina Jankova (Susanna) ve Anett Fritsch (Kontes) ; iki usta basbariton, çok dinamik Adam Plachetka (Figaro) , dinleyiciyi avucunun içine alan Luca Pisaroni (Kont), müthiş karizmatik mezzo soprano Margarita Gritskova (Cherubino) ve en ufak role dek her şancı mükemmeldi.

Müzik neye yarar?

Yerim bitmek üzere kısadan söylemeliyim: Salzburg Festivali’nde dinlediğim iki konser bir kez daha “müzik neye yarar?” sorusu üzerinde düşünmeme yol açtı.

Bunlardan biri Riccardo Muti yönetiminde Viyana Filarmoni Orkestrası. Solist, Anne-Sophie Mutter. Önce Çaykovski’nin keman konçertosu. Ardından Brahms 2. Senfoni.

Bu konser efsanevi Maestro Karajan onurunaydı. 30 yıl önce aynı orkestra aynı solisti aynı programda o yönetmişti Salzburg Festivalinde.

Anne-Sophie Mutter için kimi eleştirmen günümüzde ondan iyisi yok diyor. Bilemem. Gözlerime ve kulaklarıma, en çok da ruhuma muhteşem bir ziyafet çekerken gözyaşlarıma engel olamıyordum.

İkinci konser ise Daniel Barenboim yönetiminde Batı-Doğu Divan Orkestrası konseriydi.

Barenboim ve Edward Said, daha güzel bir dünya, barış içinde bir dünya için bir araya gelip bu orkestrayı kuralı yıllar oldu. Dünyaya hele Ortadoğu’ya barış gelmedi. Ama Divan Orkestrası asla vazgeçmiyor!

Beethoven’in üçlü konçertosunu bu genç ve yetenekli orkestradan dinlemek muhteşemdi. Piyanoda Barenboim, kemanda İsrailli Guy Braunstein ve viyolonselde İranlı Kian Soltani…

Konser sona erdiğinde millet ayağa fırlamış, müzisyenler kadar farklı bir dünya umudunu da alkışlıyordu.

Müzik neye yarar sorusunun yanıtı da galiba buydu: Şu acılı, şu kahrolası günlerde ruh sağlımızı korumanın bir yoluydu müzik. Bu rezilliğin, bu kahpeliğin, bu savaşın bu öldürmelerin bir gün bitebileceğine ilişkin umut tohumları ekme aracıydı… Umudu yeşertme yolu…

Salzburglu Mozart, 35 yaşında, yokluk ve yoksulluk içinde öldü. Geriye 600’ü aşkın eser bıraktı: Senfoniler, konçertolar, operalar, sonatlar, oda müzikleri vb… Belki de Mozart’ın en önemli özelliği, en karamsar eserinde bile bir umut ışığı yakmış olmasıdır… Yani, bugün, yeryüzünde en çok ihtiyacımız olan şey…