SANATÇI BİR DESPOTUMUZ BİLE YOK!

Hitler, ressam olmak isterken depsot olmuşlardandı.

Daha çok mimari konular işler, binalar resmedermiş. Kıpırdamadan durduklarından olsa gerek, taş modelleri canlılara yeğlermiş.

Raslantıya bakın ki, Franco da bayılırmış fırça tutmaya. O da vi-rane ve elbette ki « natür mort » meraklısıymış. Vahşi av sahneleri ve bombalanmış gibi yıkıntılar resmetmeye bayılırmış.

Tarihe bakılırsa, resim sanatında imar yapıcı Hitler, yıkıcı Fran-co’dan daha başarılı oldu harabe yaratmakta.

Ressam geçinen, ancak ressam oldukları tartışmalı siyasi lid-erler arasında en ilginci, kuşkusuz Churchill…

Elinin tuttuğu, gözünün gördüğü son ana değin, başında şap-kası, ağzında Havana purosu ve ressam önlüğüyle fırça sal-layan Churchill, daha çok izlenimci ekole yatkın doğa tabloları resmederdi.

Biliyorsunuz bizim de resme soyunan bir despotumuz vardı, geçenlerde ruhunu teslim etti. Evren Paşa’nın da idam fermanı imzalamadığı zamanlar fırça tutan ellerinden; pek de resim sayılmayacak, ama çok para eden « nü »ler çıkardı.

***

Mussolini de resim yapar mıydı, doğrusu bilmiyorum. Ancak tımarda pek çok imar eseri bıraktığı söylenebilir. Hatta bugün «Mussolini biçemi » olarak anılan bir mimari türü bile var.

Oysa Mussolini hakkındaki en ilginç gerçek, Churchill’in kahramanı olduğu bir öyküde
yatar.

Biliyorsunuz Hitler, Franco, Mussolini ve Churchill, aynı tarih dönemecinde yarışmış ve Stalin’le birlikte, iyisiyle kötüsüyle az rastlanır çapta liderlerdi.

Bunların arasında en uzun yaşayanı aralarındaki tek iyi, yani 1965 yılında 91 yaşında ölen Churchill oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın galibi, ömrünün sonuna doğru hareket yeteneğini yit-irmişti. Bilinci yerinde değildi ve günlerini uyuklayarak geçiriyor-du.

***

Öyle günlerden birinde, meraklı bir gazeteci Churchill’i ziyarete geldi. Ünlü devlet adamı, çoğu kez konuşacak halde olmadığından yanında hep kızı ve damadı bulunuyordu.

İngiliz gazeteci, Churchill’e çağdaşı ve rakipleri Franco, Musso-lini ile Hitler’den hangisinin kendisini daha çok etkilediğini sordu.

Churchill yanıt vermedi, çünkü uyukluyordu. Damadı, soruyu yineleyen gazeteciye, « Israr etmeyin, » dedi. «Duymaz ve an-lamaz. İyice bunadı. »

Koltuğa yayılan koca gövdeyi örten ekose battaniye birden kıpırdadı ve Churchill, kurnaz gözlerini aralayıp, gayet anlaşılır bir ifadeyle: « Mussolini’yi çok takdir ederim! » deyiverdi.

Yanındakiler, tarih öncesi bir dinazor canlanmışcasına çarpılmışlardı. Gazeteci şaşkınlıkla sordu: « Peki neden? »

Churchill tısladı: « Çünkü damadını idam etti! »

***

Gerçekten de Mussolini, fikir ayrılığına düştüğü damadı Galeaz-zo Ciano’yu 1944’te kurşuna dizdirmişti.

İnce mizah yeteneği ve keskin zekasıyla Churchill, dünya tari-hine en büyük devlet adamlarından biri olarak geçti. « De-mokrasi çok kötü bir yönetim biçimidir. Ancak şimdiye dek daha iyisi bulunamadı, » sözünün babası, savaşın başında, kendisin-den daha iyi bir lider bulunamadığı için iktidara getirilmişti. İngil-tere, onun sayesinde savaşın büyük galipleri arasında yer aldı.

Oysa İngilizler, barıştan sonraki ilk seçimlerde Churchill’i iktidardan indirip emekliye sevkettiler. Çünkü savaşı da, savaşın yarattığı kahramanı da unutmak, yeni bir sayfa açmak istiyor-lardı.

Çünkü demokrasi nankördür ve öyle olmalıdır.

Kadere bakın ki bizim ellerde, darbeyle gelen tüm despotlar demokrat olup gitti; demokrasiyle gelen despot olup gitmiyor.

Acaba ebru sanatını resim sanmak mı rejim sorunu yaratıyor?

Unutmayalım ki sanat, propaganda aracı olamaz. Çünkü san-at, gerçeği değişik
biçimde yansıtır, ama gerçeği yansıtır!
John F. Kennedy