ÇÖP VE DEMOKRASİ

Hopa’da sel çekilince ortaya çıkan kaçak çöp dağı Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta halkın günler süren çöp protestolarına eklemleniyor… Oradan da taşarak dünya halklarının öfkelerine karışıyor… 2012 yılında Almanya’da yılın sözcüğü seçilen bir kelime vardı:

“Wutbürger” yani “Öfkeli Vatandaş”. Tanımlaması şöyle: “Önemli siyasi kararların halka danışılmadan alınmasından dolayı öfkelenen, tepkisini protesto ve sivil itaatsizlik eylemleri ile ifade eden vatandaş”. İşte bu öfke dünyanın her yerinde artık sel gibi taşıyor.


Çöp deyip geçmeyelim. Çöp ve demokrasi arasında son derece yakın bir ilişki var. Hopa Belediye Başkanı AKP’li Nedim Cihan, bölgede yıllar önce oluşturulan depolama alanına kendilerinin de ara sıra çöp döktüğünü itiraf etmiş, “Bu alana daha önceleri çöp dökülmüş. Biz de ara sıra o alana çöp döktük. Sel sırasında çöpler sularla sürüklenerek sahile indi. O alanı temizleyeceğiz” deyip geçmiş. Onca can ve mal kaybı arasında bu korkunç sözler yitip gitmiş olabilir belki, ama kesinlikle iş bu kadar basit değil. Suriye’den göç akını ve cumhurbaşkanı seçemeyen siyasetle bunalan Lübnan umulmadık yerden patladı. Çöpten… Beyrut’ta çöplerin toplanmamasına tepkili binlerce kişinin sokaklara dökülmesi, hükümete ve dini mercilere yönelik yolsuzluk suçlamalarına dönüştü, sosyal medya #kokuyorsunuz etiketi ile sallandı.


Dünyanın en önemli sosyal bilimler merkezlerinden SOAS-Londra Üniversitesi’nde Emeritus professor olarak görev yapan Deniz Kandiyoti önceki gün Büyükada’da Adalar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği tarafından düzenlenen konferansta “Çöp ve Demokrasi” başlıklı konuşmasıyla çöpten yola çıkarak hem Türkiye’deki toplum yapısının hem de diğer toplumların fotoğrafını çekti. Ama “Çöpler neden toplanmaz?” sorunsalından değil de “İnsanlar neden yerlere çöp atarlar?” olgusundan hareket ederek… 


Kandiyoti’nin yola çıktığı çöp örneği, yaz aylarında Büyükada’ya akın eden günübirlik tatilcilerin her akşam adayı terk ederken yollara, ağaç diplerine bıraktıkları çöp dağları. Evlerine girerken ayakkabılarını kapının dışında bırakan, evinin içinde temizliğe bu kadar önem veren bir toplum neden umarsızca ev dışı alanlara çöpünü bırakıyor? Bu sorunun yanıtını “toksik kokteyl” adını verdiği üç ayaklı yapıda arıyor Kandiyoti.


Bunlardan biri, kitle toplumunun tüketim ve eğlence beklentilerinin herhangi bir altyapı oluşturulmadan popülist politikalarla körüklenmesi… Bir diğeri neoliberal rejimlerin kamusal alanlara rant amacıyla el koyması ve giderek daraltması; ki Türkiye’de yeşil alanların büyük hızla azalması bunun en iyi açıklaması. Üçüncüsü ise vatandaşlık ve kamusal alan bilincinin gelişmemiş olması. Kandiyoti’ye göre kamu bilinci ve vatandaşlık anlayışı, yerleşik demokrasilerin esas teminatı. “Bunun olmaması demokrasinin içeriksiz ve işlevsiz kaldığını da gösterir” diyor ve ekliyor: “Batı’da bunu vatandaşlarına sistem kazandırır, insanlar kurallara ve bunların doğru işleyeceğine güvenirler; biz ve bizim gibi ülkelerde ise ‘balık baştan kokar’ atasözü her şeyi açıklıyor”. 


Yolsuzluğun, rüşvetin, rantın, adam yerine koymamanın sistemin bir parçası haline geldiği yerlerde, demokrasinin kendisi “çöp”lüğe dönüşmüşken, çöp atmamak ya da çöpleri toplamak önemli değil gibi gözükebilir ama dikkat. Biriken öfke, çöp dağlarının altındaki metan gazı gibidir, bir anda patlar!..