DARBE Mİ DEDİNİZ?

1917 yılında, Menşeviklere karşı ihtilal yapmaya hazırlanan Lenin ve adamları arasında görüş ayrılığı vardır. Bolşevik kurmayı, iki başlıdır ve iki ayrı taktik üzerinden çatışmaktadır.

Aralarında Stalin’in bulunduğu Sovyet Komisyonu, işçi kitlelerine ve asker kaçaklarına dayanarak geniş tabanlı bir halk ayaklanmasıyla önce hükümeti devirip, sonra devleti ele geçirmeyi önermektedir.

Troçki’nin ise yalnızca 1000 adamı vardır. Ama önce devleti ele geçirip sonra hükümetin işini bitirmek gerektiğini savunur.

Görünürde herşey, Komisyonun halk ayaklanması taktiğine hak vermektedir. Oysa Troçki’ye göre, « devlet darbesi » yapmak için halka gerek olmayıp, bu iş çok az insanla da başarılabilir.

Nitekim Troçki’nin 1000 adamı, 24 Ekim’de güpegündüz harekete geçerler.

Aslında aylardan beri hazırdırlar: Antonof Ovseyenko adlı eski asker, yüksek matematikçi, satranç oyuncusu bir mühendisin emrinde, gün gelince yapacakları hareketleri hiç çaktırmadan ve herkesin ortasında yüzlerce kez tekrarlamışlardır…

Hareket emri verilince, Petrograd kentine birkaç saat içinde hakim olurlar. Önceden saptadıkları « tehlikeli » kişileri, evlerinde basıp yataklarında öldürürler.

***

Troçki darbesini yaparken, Menşevikler devleti ele geçirmenin yolunun hükümete saldırmaktan geçtiğini düşünerek, tüm polis ve asker güçlerini bakanlıkların, hükümet konaklarının falan önüne yığmıştır. Oysa saldırı, bu noktalara olmaz.

Troçki’nin adamları ve Dibenko’nun kent dışında emir bekleyen denizcileri, darbenin ertesi günü armut toplar gibi toplarlar hükümet üyelerini…

Kerenski iktidarının sığındığı Kış Sarayı, ihtilalci gruplar tarafından işgal edilirken; Lenin ve Troçki, Smolny Enstitüsü’ndeki Sovyet Komitesi toplantısına muzaffer adımlarla girerler ve Lenin, aylardır taktığı perukasını herkesin gözü önünde çıkarır.

Darbe yapılmış, ihtilal ancak darbeden sonra başlamıştır.

Curzio Malaparte, bir başyapıt olan « Devlet Darbesi Teknikleri » kitabında; Troçki’nin Bolşevik İhtilali sırasında kullandığı bu yöntemi, tarihteki en başarılı darbe taktiği olarak niteler. Bu taktiğin başlangıçta bir dizi « suikast » sanıldığı için gözden kaçırıldığını ve başarısını bu görünmezliğe borçlu olduğunu anlatır.

Troçki’nin darbe yöntemi, daha sonra faşistler tarafından İtalya ve Almanya’da, komünistler tarafından Çin’de de uygulanmış, aynı sonucu vermiştir.

***

Malaparte yaşasaydı, kuşkusuz kitabına bir « Türk İşi Darbecilik » bölümü ekler; ülkemizde 1960’tan öteye sahneye konulan darbe tekniklerini özel bir ilgiyle incelerdi.

Savaş muhabirliğinin yanısıra siyasal gözlemci, diplomat, sinemacı ve dünya literatürüne derin izler bırakan Kaput ile Deri romanlarının dahi yazarı; bizim ellerdeki darbeleri nasıl sınıflandırırdı, elbette bilemem.

Ama hayal edebilirim.

Sanırım Malaparte, 1960, 1971 ve 1980 darbelerini emir/komuta zinciri içinde yapan ordunun önce hükümeti devirip, sonra devleti ele geçirmek taktiğini izlediği sonucuna varırdı.

Malum cemaatin, önce « paralel devlet » kurup 2007’den öteye darbeye engel olacak silahlı güçleri « darbeci » diye içeri tıktıktan sonra devleti ele geçirme girişimini, kuşkusuz Troçki’nin « incelmiş » yöntemine bağlardı.

Ancak İtalyan düşünür, ne kadar Malaparte olursa olsun, Türkiye’de sonuncu ve « master » darbeyi devleti seçim yoluyla ele geçiren hükümetin yaptığını görse…

Hiç kuşkusuz kalemini kırar, kitabını da yırtardı!

Çünkü Türkiye’de halen başarıyla sürmekte olan darbe taktiğinin ustalığı yanında, tarihteki tüm darbeciler çırak sayılır.

Orduyu ortadan kaldırırsanız, savaşı ortadan kaldırırsınız. Peki ordu nasıl ortadan kalkar? Diktaları yıkıp, despotları
yok ederek!
Victor Hugo