KARDEŞ KARDEŞİ VURUR MU?

1960 yılıydı: İktidarın, TBMM’de gazete ve dergilerin “yıkıcı, gayrimeşru ve kanun dışı” faaliyetlerini Meclis’e bildirmek için kurduğu Tahkikat Komisyonu, Meclis’le ilgili bütün yayınları yasaklamıştı. 27 Nisan 1960’ta muhalefet lideri İnönü, Tahkikat Komisyonu’nu eleştirince, iktidar partisi oylarıyla ona, on iki oturum Meclis’teki toplantılara katılmama cezası verildi. Ardından siyasal etkinliklerin yayımlanması da yasaklandı. Tahkikat Komisyonu’na sivil ve askeri savcıların ve yargıçların tüm yetkileri verildi: Evler basılabilecek, eşya ve evraka el konabilecekti. Üniversite öğrencileri, demokrasi dışına çıkılmasına karşı eylemlere başladılar. Sonra polis şiddeti sergilendi, bir öğrenci öldü, birçoğu yaralandı.

O zaman tıp öğrencisiydim. Bir gün öğleden sonra Taksim’den Galatasaray’a doğru yürüyordum; birdenbire arkamdan, önümden, sağımdan, solumdan sesler yükseldi;
kalabalık bir genç topluluğu sözleşmişler gibi aynı anda, bir ağızdan bir ezgi söylemeye başladılar:

Olur mu, böyle olur mu?

Kardeş kardeşi vurur mu?

Kahrolası diktatörler,

Bu dünya size kalır mı?

Büyükbabamın katıldığı Plevne Savaşı sırasında bestelenmiş eski bir türkünün melodisiyle söylenen bu sözler, içimi titretti. Bu türküyü babaannem söylerdi,

büyükbabamı anımsadığında söylerdi:

Tuna nehri akmam diyor,

Etrafımı yıkmam diyor,

Anlı şanlı Osman Paşa

Plevne’den çıkmam diyor.

Bu sözler, bu melodi, beni üstüme alaylarla, taburlarla, topla tüfekle gelecek düşmana karşı bile yürütürdü, topum tüfeğim olmasa da yürütürdü.

Bu türküyü söyleyenlerle beraber caddeye indim, trafiği tıkayan ve Taksim’e doğru yürüyen öğrenci selinde kayboldum.

Sonra gün geldi, devran döndü, bu dünya tabii ki diktatörlere kalmadı.

Aradan bunca yıl geçtikten sonra bakıyorum; geçmişin dersi unutulmuş, her şeyde başa dönülmüş: Önce Güneydoğu’da halka Kürtçe seslenen, “Kürt sorununu kesinlikle çözmemiz gerekir” diyenler, Kürtlerle yapılan ve sulhçul sonuçlara varması beklenen konuşmalara son vermişler, silaha sarılmışlar; Kürtler de silaha davranmışlar. Bu memlekette düne kadar birbirini kardeş bilenler ve birbirimizi kardeş bilmemiz gerektiğini düşünenler şimdi vuruşuyorlar. Haber bültenleri cenazelerle dolu.

Ülkeyi parçalayacak, binlerce gencini şehit edecek, geri kalanımızı perişan edecek bir iç savaş şekilleniyor, şekillenmesi isteniyor!

Bunca yıl sonra kalkıp, sokağa inip, tıbbiyede öğrenciyken arkadaşlarımla söylemiş olduğum o türküyü -arkamdan kimse gelmese bile- tek başıma ve yüksek sesle yeniden çığırmanın zamanı geldi galiba!