MAYDAY! MAYDAY!

Samuel Finley Breese Morse, ressamdı. Ama uygarlık tarihine renk değil, ses titreşimleri bıraktı.

Morse, 1832 yılında elektrik tellerini kullanarak telgraf çekmeyi düşünüp başardığında, buluşunun önemi hemen anlaşılmadı. İlk deney, 1837’de Cooke, Weber ve Wheastone adlı fizikçiler tarafından yapıldı. Daha sonra radyo dalgalarına uygulandı; telgraf ve telsiz oldu.

Ama telsiz tekniğinde de son sözü Morse söyledi, çünkü dilini, yani Mors alfabesini o icat etmişti. Örneğin üç nokta, üç çizgi, üç noktadan ibaret S.O.S. çağrısı; « Save Our Souls », canlarımızı kurtarın, demekti.

Titanic’ten Amoco’ya, sulara gömülen efsane gemilerin son ses titreşimleri bu çığlık oldu. Ama binlerce denizci 500 kHz’ye kulak veren radyocu ve telsizciler sayesinde kurtarıldılar.

Morse’un buluşu yalnız denizlerde işe yaramadı. Savaşlar yapıldı, telli telsiz telgrafla. Barışlar yapıldı. İhanetler deşifre edildi, kahramanlıklar yazıldı.

***

23 Ekim 1919’da, İngiliz Sevenler Derneği üyesi ve casus Sait Molla, patronlarına « …Ali Kemal Bey, emrinize eksiksiz uyacak. Zeynelabidin partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor. N.B.S.495/1, Konya’ya önem verilmesini öğütlüyor… » telgrafını Mors alfabesiyle çekiyordu.

«Ya istiklal, ya ölüm! » emri de Mors’la yazıldı. Sakarya Zaferi’nin, ilk hedefleri Akdeniz’e akan orduların arkasında da telgrafın titreşimleri vardı, tık tık tık…

Denizcilik 1999’da gömdü, Mors alfabesiyle haberleşmeyi. S.O.S.’un yerini, insan sesiyle söylenen «Mayday! » aldı.
Ama Mors alfabesinin tıktıkları, hala işe yarıyor: 2012 yılından beri işitme ve görme engellilerin erişebileceği SMS kodlamasına hayat verdiler.

***

Artık kimse telgraf çekmiyor sanırdım, ama doğru değilmiş, ben de yeni öğrendim. Meğer devlet başkanları, birbirlerine telefon etmedikleri zaman hala telgrafla haberleşirlermiş!

Zaten Türkiye’deki sonuncu telgraf haberi de bizim devlet başkanıyla ilgiliydi: PTT Genel Müdürlüğü, geçen yıl 26 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Süleyman Demirel Müzesi’nin açılışını kutlamak için çektiği telgraf zamanında teslim edilmediği için idari soruşturma başlattı… Soruşturma nasıl bitti, bilmiyoruz.

Ama Türkiye’de telgrafın tellerine o gün bugündür kuşların konmadığını tahmin etmek güç değil!

Oysa bu ülkede cümbür cemaat, tam da Mors alfabesine en çok ihtiyacımız olan bir döneme giriyoruz. İletişimin sınırsızlaştığı bir dünyada, hepimiz, her an potansiyel iletişim suçlusuyuz.

Medyanın dili zaten kesildi. Sosyal medya, mahkeme koridorlarına açılıyor. Bir tweet, hapisaneye gönderebiliyor.

Boğazımız sıkılıyor, soluğumuz kesiliyor. Yalancıların sesi, yalanların gürültüsüyle çevriliyiz.

***

Üç nokta, üç çizgi, üç nokta, tık tık, tık… S.O.S.!

Sıkıldık, bıktık, boğulduk, çıldırıyoruz duyan var mı?

Şahsen Türkiye’yi güya erken seçime götürecek bakanlar kurulunu gördüğümden beri, « Mayday! Mayday! » diye
haykırıyorum kendi kendime.

Zaten bir dünya cennetine, Fransa ile İspanya sınırındaki Katalunya kıyılarına, « Bir Denizden Ötekine» kitap festivali için Collioure’a davetliyim.

Fırsat bu fırsat, epeyce uzaklara gidecek; Yalçın Topçu’dan kültür, Ayşen Gürcan’dan aile bakanı, Burhan Kuzu’dan hukukçu, İhsan Özkes’ten müftü ve daha neler neler olmayan bir yerde kafamı dinleyeceğim.

Sizleri, içinde debelendiğimiz rezillikten bir anlığına uzaklaştıracak öyküler biriktireceğim, söz!

Bana müsaade, izne çıkıyorum…

Görgüsüzler, maymunlar gibidir. Yukarıya tırmanırken becerilerine hayran kalırsınız. Ama zirveye vardıklarında
sadece ayıp yerleri görünür!
Honoré de Balzac, (İnsanlık Komedyası, 1851)