VENEDİK’TE EVEREST!

Yükselme tutkusunun sınırı yoktur. Bu hırs uğruna, milyonlarca insan, tarih boyunca süregelen boş savaşların çaresiz kurbanları olmamışlar mıdır?

Yüksekleri hedeflemenin başkaları için en zararsızı, karlı ulu tepeleri fethetmek dürtüsüdür belki de. İnsanın sadece kendisi için tehlikelidir; yan etkisi aile ve dost çevresiyle sınırlı kalır. İzlanda sinemasının özgün adı Baltasar Kormakur, açılış gecesi üç boyutlu “Everest”e davet ediyor izleyicisini. Yirmi yıl önce yaşanmış bir olayı, belgesel çeker gibi yeniden, yerinde sahneye koyuyor. Farklı ülkelerden Katmandu’ya gelip, dünyanın bu en yüksek noktasına ayak basmayı hedefleyen dağcılardan bir bölümünün, hedefe ulaştıktan sonra, kötü hava koşulları nedeniyle donarak ölmeleriyle sonuçlanan trajik olaylar zincirini adım adım izliyor. Ancak o bir avuç dağcıyı bu tehlikeli maceraya iteleyen ruh hallerini derinlemesine sorgulamak yerine, yüzeysel dokundurmalarla geçiştirerek, seyircinin kendini sanki Everest’e tırmananların yanındaymış gibi hissetmesine odaklanıyor. Birçok izleyicinin mendile ihtiyacı olacaktır kuşkusuz ama sinefil seyirci, kıraç dağ tepelerinde nefes nefese, oksijensiz kalabilir… Kormakur, derinlikli bir senaryoyu özgün bir mizansen ile besleyen yaratıcı sinemasının dorukları yerine, melodramatik macera filmlerinin kıraç yaylalarında dolaşıp duruyor…

Açılış gecesi öncesi yapılan ilk basın toplantısına, La Mostra’nın dört jürisinin başkanları katılıyorlar. Festivalin sanat yönetmeni Alberto Barbera, salondaki tüm jüri üyelerini tanıtırken, “Nuri Bilge Ceylan Venedik Festivali’ne ilk kez katılıyor. Bugüne kadar hep Cannes’ı tercih etti ama umarız bundan sonra filmleriyle de La Mostra’ya gelmek ister” diyor. Çıkışta kısaca merhabalaşıyoruz Nuri Bilge Ceylan’la. Emin Alper’in filminin ne zaman gösterileceğini soruyor. Bu arada, Senem Tüzen’in “Ana Yurdu”nu da mutlaka izleyecek. Ayrıca, yandıktan sonra restore edilen Venedik Operası La Fenice’ye gitmek istiyor. Sinemayla, jüri üyeliğiyle ilgili bir şey söylemektense, tahmin ettiğimiz gibi, özenle kaçınıyor.

Bütün filmleri, jüri başkanlarının vurguladıkları gibi, merakla, dikkatle, önyargısız gözlerle izleyip, özgürce değerlendireceğinden kuşkumuz yok. Görevinin ağır yüküne karşın, Lido’da kendisini Türkiye’dekinden çok daha özgür ve bağımsız hissedecektir, diye düşünüyorum arkasından…