BATIYORUZ…

Eskiden eleştirilerimizde yer alan başlıca konu, “yerimizde saymamız”dı; şimdiyse ne yazık ki en büyük derdimiz git gide “gerilememiz” oldu… Koşar adımlarla medeniyetten uzaklaşmaya başladık… Yarınımızın bugünümüzden daha berbat geçeceği kesin… Düşlerimizi renkler değil, karanlıklar kaplıyor artık… Önümüze bakamaz olduk… Kendi sıkıcılığımızı her yere yaymaya başladık…

Boğuluyoruz!

***

Zevklerimiz giderek bayağılaştı; yeğlediğimiz tek şey basitlik olmuş… Öğrenmeye olan merakımız ve tutkumuz artık hiç yok… Ödüllendirdiklerimizin neredeyse hepsi sıradan ve ucuz… Okumaya ve yazmaya tenezzül dahi etmiyoruz… Sormak veya sorgulamak nedir bir fikrimiz bile yok… Her alanda vasatın oldukça altında kalmaya, bir hayli hevesliyiz… Acınacak halimize gülebiliyoruz…

Siliniyoruz!

***

Sorsan dünyanın en akıllısı biziz… Masaya oturduğumuzda mangalda kül bırakmayan bizler, iş başa düştüğünde, hiçbir vakit o işin başında değiliz… Elimizdeki kameralı telefonlarla dünyaya kafa tuttuğumuzu sanıyoruz… Üretimden ziyade tüketime tapıyoruz… Donanımlı ve değerli olmayı metrekaresi bilmem ne kadar olan deniz manzaralı evlerimizle ifade etmeye kalkışıyoruz… Bilgili ve akıllı olanlara hiçbir yerde saygı duymuyoruz…

Değersizleşiyoruz!

***

Hobilerimizin en vazgeçilmezi, gözümüz açıkken oldukça derin bir uykuya dalmak olmuş… Her gün, her tarafımızdan kanlar akarken bile susabiliyoruz… Erdem, bizim için cehaletin yanlısı olmayı ifade ediyor trajik bir biçimde… En büyük sıkıntımız, gerçeklerin dile getirilmesi bundan böyle… Epeydir oldu, duyarsızlığı ve bilinçsizliği hayatın merkezine oturtalı… Kendimizden bile kaçıyoruz…

Eksiliyoruz!

***

Gülümsemelerimiz dahi sahte… Bakışlarımız riyakârlığın izleriyle dolu… İçimizde besleyip büyüttüğümüz en net duygu nefret olmuş; üstelik bunu bir de kinle süsleyerek daha da sarsılmaz bir hale getiriyoruz… Hırsla yaşayarak mutluluğa ulaşmaya gayret ediyoruz, boşa kürek çekercesine… Kendimizi bile aldatmaya hazırız…

Kirleniyoruz!

***

Doğruyu aramaktan vazgeçeli çok olmuş… Çalanı, talan edeni şimdi bile alkışlama cüretini gösterebilecek, birçok el var aramızda… Ülkenin, yaşadığımız her bir yerin, hatta meyvesini yediğimiz her bir ağacın pazarlığı yapılıp lime lime ediliyorken, biz aciz bir şekilde oturup sadece seyrediyoruz… O oturduğumuz yerde de yalnızca birbirimizle sonu gelmeyen, anlamsız tartışmalarla ömrümüzü tüketiyoruz…

Yok oluyoruz!

***

Lafın kısası;

Batıyoruz.