ÇÖZÜLME…

Şöyle bir alt alta sıralayalım mı?

Zenginleşmiyor, yoksullaşıyoruz… Türk Lirası ciddi değer kaybetti. Kişi başı gelir 10 bin doların altına indi. Dolayısıyla dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi olma hayali de suya düştü. Üstelik ülkede nüfusun en zengin yüzde 1’inin servet payı 12 yılda yüzde 39.4’ten yüzde 54.3’e yükselirken, geri kalan yüzde 99’unki yüzde 60.6’dan yüzde 45.7’ye geriledi. (Bayram Ali Eşiyok. CBT)

Yeni yatırım yok… Üreten bir ülke olmaktan uzaklaştık ama büyük hızla tüketen bir toplum olduk. Batık krediler 40 milyar lirayı geçti. 16 bankanın elindeki gayrimenkul sayısı 6 bin 678’e ulaştı; 15 milyona yakın kişi tüketici kredisi kullanarak yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. (Türkiye Bankalar Birliği’nin raporu). Bir krediyi diğeri ile kapatarak ilerliyor…

Kurumlar dipte… 3 ana damar: Güvenlik çöktü, adalet çöktü, eğitim çöktü… Tabii bunların bir yansıması olacaktı. Son 13 yılda fuhuş 3 kat, suç işleme oranı 2 kat, kadın cinayetleri yüzde 1400 arttı… Uyuşturucu bağımlılığı ürkütücü boyutlara ulaşırken, madde kullanma yaşı 9’a kadar düştü. Üstelik “bunlar dindar nüfus yetiştireceğiz” söylemi ile onun adına yapıldı. Ülkede 6 milyon 299 bin insan işsiz, çalışabilecek olan nüfusun ancak yarısı iş bulabiliyor.
Kötülük sıradanlaştı… Bizzat iktidar eliyle yapıldı bu sıradanlaştırılma… Yolsuzluklar yüceltilerek, yolsuzluk yapan bakanlar aklanarak, yolsuzluğa bulaşan işadamları ihalelerle ödüllendirilerek.. Bizzat iktidarın “…esnaf ve sanatkâr gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, o mahallenin ağabeyidir, mahallenin bekçisidir. Sokağımızın semtimizin vicdanıdır”söylemiyle öldürüldü Ali İsmail ve Nuh… Bizzat CB’nin“mahallenizde kim var kim yok bileceksiniz, hangi evde ne yapılıyor bileceksiniz ve polise bildireceksiniz”söylemiyle birer ispiyoncuya dönüştürüldü muhtarlar. Kimlik kargaşası çıkarıp halkın içine nefret tohumları ekildi. Kürtlere, mallarına ve HDP binalarına karşı sıradan faşizmi yaşadık.

Bir çözülme yaşıyoruz. Toplumsal bir çözülme. Kurumların birbiri ardına çöktüğü, güven mekanizmasının işlemediği, insanların her türlü kötülüğü kanıksadığı, kabullendiği, sıradanlaştırdığı…

Sosyoloji biliminin kurucularından Emile Durkheim, toplumsal çözülmenin“işbölümü yetersizliği, örgütlenme yetersizliği, demokratik kurumlaşma yetersizliği ve ulusal birlik bilincinin zayıflaması ile ortaya çıktığını” söyler.

Durheim’in toplumsal çözülme saptamasına Türkiye’nin ne kadar uyup uymadığını varın siz değerlendirin.

Bugün medya, iş dünyası, sendikalar, odalar ve daha aklınıza ne gelirse her demokratik kitle örgütü ve kurum büyük baskı altında.

Doğan Medya Grubu’na terör, işadamı Alaton’a paralel soruşturması açılıyor, TÜSİAD üyesi işadamı gözaltına alınıyor; yıllar boyu genel kurul için Yıldız Teknik Üniversitesi’nin salonunu kullanan TMMOB’ye bağlı Makine Mühendisleri Odası’na bu yıl rektörlük talimatıyla yasak geliyor.. Örnekler sayısız..

İktidar, çözülen toplumu baskı ve yasaklarla dize getirmeye çalışıyor. Nereye kadar? Göreceğiz…