DALGALAN EY ŞANLI BAYRAK

Türkiye 17 Eylül 2015 günü saat:16.00’da bir anda, birden bire “Tek Bayrak” oluverdi! Sadece Tek Bayrak olmakla kalmadı. Aynı zamanda “Tek Yürek” de oldu. Sonra “tek mide” haline geldi. Çünkü bu organizasyonun resmi çağrıcıları ülkenin parayla en fazla haşır neşir olanlarıydı.

Burada minik bir parantez açıp, Recep Tayyip Erdoğan’ın hakkını kendisine teslim edelim. İktidarın yaptıklarına, söylediklerine, sövgülerine, keyfiliklerine, sapıtmışlıklarına karşı büyüyen tepkiyi de muhalefet adına o örgütledi!..

Böylece hem iktidar hem de muhalefette kendisinden başkasını tanımayacağını tescil ettirdi. Çünkü hazret öyle ulu orta mitingler, yürüyüşler yapılmasından hiç hoşlanmaz. Ama yaptığı çağrı, yankı buldu:

-Gelin tek bayrak, tek millet olalım! dedi.

Hepsi coştu, RTE’ye koştu!

Efendim şimdi katılmasak çıkıp diyecek ki:

-Ey……….. sen bayrak mitinginde bile yoktun!..

Mecburen katılıyoruz işte… Elbette biliyoruz böylesi mitingler doğrudan ülkenin yönetiminde bulunanların işine yarar. Adamın durumu ortada… Almış eline satırı bir o yana bir bu yana sallayıp duruyor. Kendimizi korumak için böylesi tuhaf gösterilere katılıyoruz.

Afiyet olsun!.. Yedikçe köteği eğilin. Siz eğildikçe o da çıksın tepenize, zıpladıkça zıplasın!

Şimdi gelelim bu Türk Bayrağı’nın “iç düşmanlara” karşı kullanılmasına… Bayraklı mitinglerin doğrudan bir hedefi var: Terör!..

Terörü kim yapıyor?

Terör örgütleri!..

Terör örgütü denilince akla kimin getirmesi gerekiyor?

Kürdistan İşçi Partisi… Yani PKK!

Oysa çok açık bir şey var. Daha ortada PKK yokken ülkede büyük bir terör dalgası vardı. Bu dalganın kumandasında da devlet oturuyordu.

1 Mayıs 1977’te Taksim’de “devlet bütün gücüyle” saldırdı. Üstelik organizasyonu yapan Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK ve bağlı sendikaları alana Türk bayraklarıyla gelmişlerdi. Devletin gözü kararmıştı, Türk Bayrağı falan görecek hali yoktu! Saldırdı ve ezerek öldürdü.

Türk Bayrağı ancak devletin elinde olduğu zaman bir anlamı vardı. Çatışmalarda ölen, askerlerin, subayların, polislerin tabutlarına sarılacak bayrakları devlet tespit edecekti. Bayrak işte o zaman bayrak olabilirdi!

Türk Bayrağı, Türkiye’de ülkeyi yönetenlerin burunları .oka sarınca birleştirici bir nesne haline gelebiliyordu.

Mesela 12 Eylül 1980’de olduğu gibi… O yıllarda “fırsat bu fırsattır” diyen Müşerref Akay isimli kadın şarkıcı Türk bayrağından kendisine bir elbise diktirip TRT ekranlarından milli birlik ve beraberlik tesis edilmesine katkıda bulunmuştu!

Oğuz Aral’ın yönettiği mizah dergisi GırGır, Müşerref Hanımın bu haliyle dalgasını geçince kapatıldı, Türk bayrağını aşağıladı için… Ortada “aşağılık” bir durum varsa bu doğrudan birinciye aitti.

Bayrak 12 Eylülcülerin pek fazla işine yaramadı!

Kitlesel olarak Bayrakların ortaya saçıldığı ikinci büyük sapıtma dönemi 2007’de yaşandı. Bu kez Türk Bayrakları iktidarda bulunan AKP ve lideri Tayyip Erdoğan’a karşı dalgalandırıldı. Ülkenin her yanı Türk Bayraklarıyla donatıldı. Mitingler, şarkılar, türküler bayrak olup dalgalandılar.

AKP iktidarı Türk bayraklarıyla ezilip geçilecekti!

Fakat ne oldu?

AKP’nin yüzde 34’lük oyu bir anda yüzde 47’ye fırladı!..

Şimdi bu bayatlamış bayrak şovlarının kötü versiyonlarını izliyoruz. Öncekiler trajikti, şimdiler komik oluyor. Biliniyor ki, bu dinci tayfanın Türk bayrağı ve onun temsil ettiği değerlerle hiç arası yok.

Ankara’daki Bayrak Mitinginin ertesi günü gazetelerin manşetleri bile büyük bir yalanı işaret ediyordu. Sözcü, Aydınlık, Akit, Türkiye, Sabah, Akşam, Hürriyet manşetlerinde “Tek Yürek Olduk” diyorlardı.

Sözcü ile Akit tek yürek oldularsa, Türkiye’de Tayyip Erdoğan’ı başkan yapabilirler. Mitingler, kalabalıklar, hamasi nutuklar, hiçbir şey gerçek değil.

Esas sorun, yönetenlerin artık yönetemiyor olmalarında…

Bir başka anlatımla, Tarzan zor durumda… Onun için gelsin eski-püskü yalanlar-dolanlar:

-Dalgalan Ey Şanlı Bayrak!