KAVUŞURSUN SEKS OLUR!

Paris kaldırımlarında sık rastlarsınız, onlara. Kimi lise çağında, kimi yirmili yaşlarındadır. Birbirlerine sarılıp, hiç kıpırdamadan, öylece dururlar yolun ortasında.

Bazen kız yüzünü boynuna gömmüştür, oğlanın. Bazen oğlan, kızın saçlarına saklar dudaklarını.

İki sevgilinin birbirinden kopamadığı bir ayrılık sahnesine tanıklık ettiğinizi sanırsınız. Oysa ya okuldan çıkmışlar, ertesi sabah yeniden aynı sıralarda buluşacaklardır; ya da o akşama kadar ayrılıyorlardır.

Sanki zaman durmuş ya da zamanı durdurmak ister gibi hareketsiz, kaç saat, kaç dakika sarmaş dolaş kalırlar, asla bilemezsiniz. Gözlerinizi kaçırır, başınızı saygıyla öne eğer ve sessizce geçip gidersiniz, yanlarından.

Çünkü gördüğünüz şey, aşktır.

***

Sırılsıklam, deprem şiddetinde, birkaç saatliğine uzaklaşırsa özlemine dayanılmayacak, anlık ayrılıkların bile ölecekmiş gibi acı çektireceği, aşk…

Yaşanacak ve bitecektir. Sonra tekrar yaşanacak ve yine bitecek.

Zaten bu yüzden birbirlerine tutulmayacak sözler vermez, altından kalkamayacakları, gerçekleştiremeyecekleri ortak yaşam hayalleri kurmazlar.

Şaşılacak kadar olgundur Paris’te, genç aşıklar.

Kararı zaman verecek, çoğu aşklar gevşeyip koparken; pek azı ‘mutlu son’ denilen az yoğunluklu bir başlangıca kadar dayanacaktır.

Ama yaşanırken, sonsuza kadar gibi duyumsanacaktır, aşkın depremsel evresi…

***

Müslüman ülkelerde aşk böyle yaşanmaz. Zaten yaşansa, ‘Vay sokak ortasında sevişiyorlar,’ diye tekme tokat dövülür, bazen de öldürülür, genç aşıklar. Oysa hiç kıpırdamadan sevişilmez. Aşk ifade edilir, sadece.

Ama cinselliğin ayıptan öte, günah olduğu inancıyla karılan toplumlarda; aşk deyince seks düşer akla. Çünkü aşk, ‘kavuşursun seks olur’ umudunun tarifidir!

Türkiye’yi cennet yurdumuz algısından cehennem vurgusuna taşıyan süreç, elbette toplumsal bir cinnet üretiyor. Yıllardır cehalete eğitilen, safsata öğretilen, cinlerle perilerle doldurulan beyinlerden, ülkeyi tımarhaneye çeviren toplu bir cinnetten başka ne beklenebilirdi?

Şiddet, kısa ya da uzun süreli bir delilik krizidir.

***

İşte bu diyarda hiç bitmeyen, sönmeye yüz tuttu derken azan ve hiç bitmeyen delilik krizinden, özgürlük yoksunluğunu sorumlu tutuyorum ben.

Özgürlük dizini de öyle bir bütün ki, sanki ‘sarı öküz’ öyküsündeki gibi… Bir özgürlüğü gözden çıkardığınız zaman ötekisi, derken bir başkası kaçıyor elden.

Kadın erkeğe eşit olmadığı için seks yasaklı, erkek mahrem nöbetçisi, şiddet yanlısı ve ifade özgürlüğü düşmanı. İfade özgürlüğü olmayan yerde de despotluk, diktatörlük var, vb.

Böyle sıralaya sıralaya, her türlü namusun zıvanadan çıktığı ve hırsızın, uğursuzun hırsını iktidarda tatmin ettiği toplumsal cinnete varabilirsiniz ancak.

Dolayısıyla zihnen Ortaçağ’ını yaşayan İslam ülkeleri ve İslamlaştırılan Türkiye için, yıkımın herhangi bir biçimi, kaçınılmaz.

Cehaletin tezahürü bağnazlıktır.
Jean Barbeau