TORONTO, TÜRK SİNEMASI VE VENEDİK…

Toronto Festivali, kısa adıyla TİFF, bu güz 10-20 Eylül tarihleri arasında 40. yaşını kutluyor. Yine pırıltılı, gösterişli bir ortamda, 75 ülkeden gelen, büyük bir çoğunluğunun ilk gösterimi burada yapılacak olan yaklaşık 500 film yer alıyor programda. Bu geniş yelpazede Hollywood sineması aslan payını kapsa da, sanat sineması yerini ve önemini korumakta. Giderek sinema dünyasının vazgeçilmez AVM’sine dönüşen TİFF, her zaman yolları kesişmese de, farklı sinema türlerini bir araya getirmeyi sürdürüyor.

Açılış gecesi, Québec’li yönetmen Jean-Marc Vallée’nin "Yıkım"ını (Demolition) izliyoruz. Oyuncuları Naomi Watts ve Jake Gyllenhaal boy gösteriyorlar kırmızı halıda… Ertesi gecenin gala filmi "Marslı"nın (The Martian) yönetmeni Ridley Scott’un yanında, filmin Matt Damon’lı kalabalık oyuncu kadrosu da var. Basın toplantısında, başoyuncuyla birlikte tam 14 kişilik bir ekip var karşımızda…George Clooney ile Sandra Bullock ta ilk günlerin konukları arasındalar…

Venedik’te ödüllendirilenler Toronto’da…

La Mostra’da yarışan filmlerin yarısından fazlası yine Toronto’da. Son yıllarda iki etkinlik arasında baş gösteren rekabet korkulduğu kadar keskin değil. Toronto ile Venedik’in birbirlerini tamamlayan yapıcı örtüşmesi süregeliyor. Cumartesi gecesi Lido’da beklenmedik bir biçimde öne çıkarak Altın Aslan kazanan Venezüellalı genç yönetmen Lorenzo Virgas’ın ilk filmi "Desde allá" da, ödül alamamalarına üzüldüğümüz Jerzy Skolimowski ve Marco Bellocchio’nun filmleriyle birlikte burada gösteriliyor.

Toronto kataloğunda bu yıl 4 uzun iki de kısa filmle ciddi bir yer alan Türk filmleri arasında "Abluka" da var tabii. Venedik’ten sonra burada ikinci kez izliyorum. Emin Alper, el attığı konunun güncelliği ve anlatım dilinin biçimsel özgünlüğüyle, La Mostra’nın ana eksenlerinin kesistiği noktada yer almasıyla da dikkati çekiyor. Yaşanmış olaylardan yola çıkarak, siyasi gerçeklere eleştirel, sert bir bakış getiren "gerçeğin sineması" türünün farklı örnekleri olan filmlerin bu yıl Venedik seçkilerinde öne çıkması bu yıla özgü bir eksendi; La Mostra’nın belirgin kimliğini simgeleyen yaratıcı sanat sinemasıysa, vazgeçilmez temel eksendi yine…

Arjantinli genç yönetmen Pablo Trapero’un En İyi Yönetmen Aslanı’yla ikinci sırayı almasını, Venedik jürisinin dünya genelinde kaygı uyandıran siyasi gerçeklere eğilen filmlere gösterdiği duyarlığın izdüşümü olarak yorumlayabiliriz. Sonuçta, her ne kadar yaklaşımları ve biçemleri çok farklı da olsa, Alper de, Trapero da, diktatörlük rejimlerine karşı tavır alıyorlardı.

Güney Amerika sinemasını ve genç yönetmenleri öne çıkaran jürinin, Fransız Christian Vincent’ın (1955) içtenlikle alkışladığımız filmi " L’Hermine"e iki ödül birden vermesi, Fabrice Luchini gibi büyük bir oyuncuyu öne çıkarırken, incelikli senaryonun sanat sineması için ne kadar önemli olduğunun da altını çiziyordu.
Her yıl Fransız sinemasına önemli bir yer ayıran Toronto’da sunulan 33 Fransız filmi arasında, Deniz Gamze Ergüven’in hem Türk hem de Fransız yapımı olan "Mustang"ı da bulunuyor ama, "L’Hermine" yok nedense…

İçtenci sinemanın doğurgan soluğu …

Ciddi konuları, kendini ciddiye almadan irdelemek, belki de en doğru yaklaşımdır. Çok boyutlu gerçekleri mizahi göndermelerle süslü hafif bir sinema diliyle işlemek, o karmaşık gerçekleri basite indirgemeden bütünüyle, daha iyi kavramamızı sağlayabilir.
İçtenci Fransız sinemasının özgün adlarından Christian Vincent, "L’Hermine" ile, işte, kendini ciddiye almayan bu türün keyif verici soluğunun ne kadar doğurgan olabildiğini de gösteriyor. Filmde, Fabrice Luchini’nin mükemmel yorumuyla daha da zengin bir kimliğe bürünen katı ve aksi Ağır Ceza Mahkemesi başkanı hakimin iş ve özel yaşamına birkaç gün boyunca eşlik ediyoruz. Gülümseyerek, yer yer kahkahalar atarak, düşüncelere dalarak, heyecanlanarak izlediğimiz "L’Hermine", sevginin yaşamda ne denli önemli bir denge unsuru olduğundan tutun da, insanları yargılamanın zorluğuna ve adalet kavramının farklı boyutlarına dek birçok konuyu iç içe, sarmaş dolaş işliyor…

hukuk devleti ve adalet…

Evet, yargılamak çok ciddi bir iştir. Adalet uzun bir süreç gerektirir.
Kendi dar pencerelerimizin camını bile açmadan, olaylara şöyle bir göz atıp insanları hemen suçlamaya kalkmak, bir çırpıda yargılamak ve cezalandırmak dürtüsüyle hiç bağdaşmaz adalet. Filmin aksi yargıç karakterinin vurguladığı gibi, "adaletin temel hedefi mutlaka gerçekleri ortaya çıkarmak değil, kimsenin kanunların üzerinde olamayacağını göstermektir"… Halk jürileri ıygulaması, bir yanıyla, bu basık ve dar pencereler gerisinde duranlara yargılama hakkı tanımanın getirdiği riskleri taşırken, bu görevi mecburen yüklenen o sıradan vatandaşların, bilinçli ve bağımsız yargıçların yol göstericiliğinde, başlarını belki de ilk kez küçük pencerelerinden dışarı uzatıp bakmalarına da olanak sağlamaktadır…
Ne mutlu bu tür ince konuları sinemada tartışan ülkelerin insanlarına diye düşünüyorum. Yargının bağımsız olmadığı, hukuk devletinin yaşama geçirilemediği ülkelerin vatandaşları böyle bir lükse sahip değiller…
Örneğin, Lido’dan Toronto’ya En İyi Yönetmen Aslanı’yla gelen Pablo Trapero ülkesi Arjantin’de 1970’ler sonlarında yaşanan uzun diktatörlük döneminde, iktidara yakın çevrelerce işlenen adam kaçırma ve cinayet gibi adi suçlara bile nasıl göz yumulduğunu anlattığı El Clan"(Çete) ile, korkunç ve kirli bir gerçek olayı tarihi ayrıntılarıyla gözünü kırpmadan perdeye taşıyor…

Venedik ‘ten Toronto’ya gelmeyenler arasında bulunan Danimarkalı genç senaryo yazarı yönetmen Tobias Lindholm da gözünü kırpmıyor, son filmi "Krigen"de daha sıcak gerçeklere çeviriyor kamerasını; savaş suçları konusuna eğiliyor. Afganistan’da görevli Danimarkalı bir askerin, yaralı silah arkadaşını kurtarabilmek için, izlemesi gerekli yol ve yöntemleri devre dışı bırakarak hedef gösterdiği noktaya açılan ateş sonucu sivillerin de öldürülmesi nedeniyle hemen geriye gönderilip, dört yıl hapis istemiyle yargılanır. Hem savaş gerçeğine hem de yargılama sürecine odaklanan yönetmen, "savaş suçunun hafifletici nedenleri olabilir mi?" sorusunu gündeme getiriyor. Her izleyici, vicdanını sorgulayıp verecektir bu zor sorunun zor yanıtını…